Archive for January, 2008
Birazdan aşağı inecek ve birbirinden güzel koylara girme fırsatı bulacaksınız. Datça yolunun 22. km’sinden sola, Bozburun yoluna girdiğinizde bir km sonra Hisarönü köyü’ne çıkacaksınız. Hisarönü, kendi adıyla anılan körfezin uç noktasındadır. Köy ana yoldan biraz içeridedir. Denizi sığ, kumu kiremit rengi olan Hisarönü, Marmaris’in kalabalığından uzak sakin bir tatil geçirmek isteyenlerin seçeneklerinden birini oluşturuyor.
Köyle körfez arasında Eren dağı üzerindeki Pazarlık (ya da Gavur Pazarı) adı verilen düzlükte Kastabos adlı bir tapınak kentçiğinin kalıntıları göze çarpıyor. Kalıntılar Hemithea tapınağına ait. Antik çağ tarihçisi Sicilyalı Diodoros Apollon tarafından bu bölgeye getirilmiş Molpadia(şarkıcı) adlı kadına Hemithea(yarı tanrıça) adı altında tapınıldığını ve onun için bir tapınak yapıldığını, tapınağın ününün uzun süre devam ettiğini anlatır. Kastabos kentçiği Baybassos antik kentine bağlıydı. Baybassos kenti ise tapınağın 1-2 km kuzeyinde, Marmaris-Bozburun yolu ile deniz arasındaki tepenin üstünde ve yamaçlarında izlenebilir. Tepedeki ortaçağ kalesi iyi durumdadır. Hisarönü’nden çevreye tekne turları organize ediliyor. Tekneler İnbükü (Emel Sayın) koyuna, Kartal Koyu’na, Tavşan adası ve Bencik limanına uğruyorlar.
Dinar dağlarından doğan Çivril yakınında Işıklı baraj gölünü geçtikten sonra, Çal ilçe sınırlarını aşarak Güney’in Adıgüzeller köyü yakınlarında Banaz ve Hamam çayları ile birleşen ancak yeteri kadar sulama amaçlı kullanılamayan Büyük Menderes nehri, burada derin vadilerden akıyor.
Büyük Menderes nehrine yaklaşık 20 metre yüksekten nazlı nazlı dökülen şelalenin suyu kireçli. Bunun sonucu olarak da, şelale yatağında kalkerli basamaklar ve garip oluşumlar meydana getiriyor. Suyun kaynağı 200 metre geride gelin duvağı, tül perde ve hatta yelpaze biçiminde. Zümrüt yeşili kadife misali ve elinizle dokunmak, tıpkı bir kedi gibi okşamak isteyeceğiniz türdeki yosunlar üzerinden süzülen su damlaları, bünyesinde kireç de barındırıyor.
Şelale mevkiine gelince, aracınızı yol boyunca park edip ya kır lokantasının vadiye bakan masalarına kuruluyor ya da park sahasındaki setlerde bulunan ocak kenarı ahşap masalara yerleşip piknik yapıyorsunuz. Şelalenin üst bölümüne çıkıyor, çevresini geziyor, uygun kıyafetle duş etkisi gösteren suların altına kadar tırmanabiliyor ve şelale suyunu doyasıya hissediyorsunuz.
Fethiye Körfezi içerisinde yer alan ve Göcek koyu olarak anılan sahil bandında deniz kıyısında yoğunlaşmış bir yerleşimdir. Denize açılan Güney yönü hariç etrafı dik yükselen dağlarla çevrili olan Göcek, bu dağların arasında ki tek kuytulukta yer alan sınırlı bir araziye sahiptir. Dalaman yönünden gelip Fethiye yönüne giden çok şeritli karayolunun tam olarak hizmete girmesi ile ulaşımı son derece rahattır. 2006 yılında tamamlanarak hizmete giren 980 metre uzunluğundaki Göcek Tüneli ile bu tarihe kadar buraya seyahat edenleri rahatsız eden Göcek Geçidi ve rampaları sorunu da aşılmıştır. Göcek, 1980′li yılların başına kadar küçük ve sessiz bir köy olarak yaşayagelmiştir. Türkiye’deki turizm bilincinin gelişmesine paralel olarak keşfedilen Göcek, bu tarihten sonra hızla büyümüş ve bölgede ki önemi artmıştır. Şu anda bulunduğu bölgenin en tanınmış Turizm lokasyonlarından biridir. Kusursuz doğası ve denizi ile popüler bir rivyera olarak kabul edilen Göcek’te turizm sezonu Nisan ayından Kasım ayına kadar sürmektedir.
Dalaman Uluslararası Havaalanına karayolu ile 22 km. mesafede olması bu bölgeye seyahat edenler için büyük bir avantajdır. Bu avantajın farkında olan ve değerlendiren kişiler arasında tüm dünyada tanınan meşhur simalar da Göcek’in yoğun olarak akın ettiği misafirleridir.
İster denizyolu ile , ister karayolu ile Göcek’e gelen ve tatilini burada geçirmek isteyenlere sosyal, kültürel, teknik ve sağlık alanlarında tüm alt yapısı ile hizmet verebilen Göcek aynı zamanda Mavi Yolculuk’lar için kabul edilen en iyi hareket noktasıdır. Güney Ege ve Akdeniz sularındaki rotalara en kolay çıkış yapılabilen ve rotası üzerinde birbirinden mükemmel hedefler barındıran bir çıkış noktasıdır. Özel Çevre Koruma altında olan Göcek’te çok katlı binalar ve tesisler bulunmamaktadır. Konaklama tesislerinin çoğunluğu az odalı otel, apart ve pansiyon şeklindedir. Çoğunluğu yerel halk tarafından işletilen turizm işletmeleri misafirlerini samimi bir misafirperverlik ile yöre insanının karakterine uygun bir şekilde ağarlamaktadır. Deniz yönü hariç tüm etrafı yemyeşil çam ormanları ile çevrili olan Göcek, sahip olduğu el değmemiş doğası ile her türlü tatil anlayışına hizmet edebilecek zenginliğe sahiptir. Lykia uygarlığının izlerine taşıyan bir çok antik kalıntı Göcek çevresine ve hatta adalarına serpiştirilmiştir. Bazen bir koya uzaktan bakarken, yamaçlarda gezinti yaparken veya deniz de yüzerken ayaklarınızın altında bu yıllar önceden kalma tarihi doku ile karşılaşabilirsiniz. Göcek şehir merkezinde sürekli Günlük Tur tekneleri bulabilirsiniz. Yakındaki Göcek Adasına gidip gelen dolmuş tekneler de bulunmaktadır. Mavi Yolculuk kararınızı Göcek’e geldiğinizde verdiyseniz size hemen kiralık tekne sağlayabilecek profesyonel işletmeler bulunmaktadır.
Antik çagdan beri Avrupa ile Asya arasinda bir geçis noktasi pozisyonundaki Gelibolu, 25 Nisan 1915 tarihinde itilaf devletlerinin Istanbul’a ulasmak amaciyla gerçeklestirdikleri saldirilara karsi verilen savunma harbinin zaferle sonuçlanmasiyla GALLIPOLI 1915 adiyla tarihe geçmis ve ÇANAKKALE GEÇILMEZ destaninin gerçeklestigi topraklar olmustur.
Foça’nın “Horoz” ve “Fok Balığı” olmak üzere iki sembolü vardır. Siren Kayalıkları, Şeytan Hamamı, Taş Ev (Anıt Mezar), Beş Kapılar (Ceneviz) Kalesi, Osmanlı dönemine ait Dış Kale, Fatih Camii, Kayalar Camii, Hafız Süleyman Camii ve Osmanlı Mezarlığı ile Ege mimarisinin özelliklerini taşıyan sivil mimari yapıları, Foça’nın çevre değerlerini zenginleştirmektedir. Tarihçe: Yunanistan’daki Dor istilasından kaçarak Ege sahillerine çıkan ve burada Smyrna dahil bir çok yerleşim yeri kuran İonların kurdukları önemli merkezlerden biri de Foça’dır. Antik Foça kenti 12 İon birliğine dahil olup, Aiolis bölgesinde yer alır. Antik kent Phokaia adını ‘fok’ lardan alan Foça, döneminde önemli bir liman ve deniz gücüne sahipti . Foça elindeki deniz filosu ile, Korsika’da Alain, Pastum yanındaki Velia, Marsilya ve İspanya’nın doğu kıyılarında yer alan kentlerde koloniler kurmuştur. Foça, Pers, Büyük İskender, Cenevizliler, Osmanlı dönemlerini yaşamıştır. İ.Ö.7.yüzyıldan başlayarak hızlı bir yükselme dönemine giren Phokaia kenti, ‘Tarihin Babası’ Heredot’a göre denizcilikte büyük gelişme göstermiştir. 50 kürekli ve 500 yolcu taşıma gücünde, hızlı tekneler kullanan Phokaialılar, uzun deniz yolculuğuna çıkan ilk Helenlerdir. Adriyatik Etruria, İberia ve Tartessos’u Helen dünyasına tanıtmışlardır. İklim: Foça’da tamamen Akdeniz iklimi hüküm sürer. Kışları yağışlı ve ılık, yazları ise kurak geçer. Üç yandan serin bir deniz havası alır. Yaz aylarının ortalama sıcaklığı 26 derece, deniz suyu sıcaklığı is 22 derecedir. Yaz mevsiminin en sıcak ayları Temmuz ve Ağustostur. Foça’da Gezilecek Yerler Siren Kayalıkları:Fok balıklarını andıran adacıklardan oluşan bu kayalıkların en büyüğü Orak Adası kayalıklarıdır.Homeros destanında yer alır ve yolunu şaşıran gemilerin çarptıkları kayalıklar olarak söz edilir. Fok balıklarını andıran adacıklardan oluşan bu kayalıkların en büyüğü Orak Adası kayalıklarıdır. Şeytan Hamamı:Çan tepesinin eteğinde yer alan ve kaya mezar tipinde olan yapı, Şeytan Hamamı olarak bilinmektedir. İlçe merkezine 2 km. uzaklıktadır. Taş Ev:Foça’ya 10 km. kala yol kenarında yükselen bu kaya anıt mezarı, yarı yontulmuş şekildedir. Pers etkisinde inşa edilen yapı Lykia- Lydia geleneğinde inşa edilmiş olup, M.Ö.4. yüzyıla tarihlenmektedir. Kaleler Beş Kapılar Kalesi:Bu antik Kale Michel Paleoloc tarafından 1275 yılında Cenevizli Manuel Zacharna’ya verilmiş ve zaman içerisinde Cenevizliler tarafından surları onarılmıştır. Phokaia’nın 1455 yılında Osmanlı topraklarına katılmasından sonra surlar onarılarak bugün dokuz tanesini ayırt edebileceğimiz kulelerle donatılmıştır. Beş Kapılar’ da bugün Açıkhava Tiyatrosu olarak kullanılan bölüm ise ‘kayıkhane’ idi. Giriş kapısının üzerinde yer alan yazıta göre, bu onarımı Kanuni Sultan Süleyman’ın 1533-1541 yılları arasında Saruhan Sancak Beyliği yapan oğlu Sultan Mustafa Han’ın oduncusu Silahtar İskender Ağa 1538-1539 yıllarında yaptırmıştır. Dış Kale:Foça’nın güney batısındaki ‘Kale Burnu’nda ‘Dış Kale ya da Ceneviz Kalesi’ diye anılan kale, kaynaklara göre 1678 yılında bölgeyi korumak için stratejik bir noktada, Osmanlılar tarafından, bir boğazkesen olarak yapılmıştır. Bir burun üzerinde yer alan Kale, doğuda savunma amacıyla anakaradan büyük bir hendekle ayrılmıştır. Sualtı arkeolojik araştırmaları sırasında kalenin açıklarında denizin dibinde taş gülleler bulunmuştur. Bu gülleler, kaleden düşman gemilerine mancınıkla atılmış olduğu düşünülmektedir. Camiler Fatih Camii:Kale içinde Eski Adliye Sokağı üzerindedir. Camii, özgün durumunu yitirerek günümüze ulaşmış bir yapıdır. 1455 yılında Foça’nın fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştı. İlk inşasında klasik Osmanlı mimari tarzını taşıyordu. Kayalar Camii:Kale içindedir. İnşaat tarihi ve kimin tarafından yapıldığı bilinmeyen cami, geç dönem Osmanlı mimari tarzının tüm özelliklerini göstermektedir. Yapının batısında sonradan eklenmiş bir şadırvan yer alır. Hafız Süleyman Ağa Mescidi:Halk arasında Süleyman Ağa Mescidi olarak tanınan yapı, 1548 yılında Foça Kalesi Dizdarı Hamzaoğlu Mustafa tarafından yaptırılmıştır. Ancak yapının daha sonraki dönemlerde çeşitli onarımlar geçirdiği bugünkü görünüşünden anlaşılmaktadır. Hamamlar Osmanlı döneminden günümüze iki hamam gelebilmiştir. Her ikisi de Atatürk Mahallesinde yer almaktadır. 115 ve 116 sokaklarının kesiştiği köşede bulunan hamam, ortası kubbeli, enine sıcaklıklı, çifte halvetli Türk hamamı sınıfına girer. Soyunmalık bölümü tümüyle yıkılmıştır. 118 no. lu sokakta yer alan diğer hamam ise oldukça harap durumdadır. Bilinen Türk hamamlarından farklı bir mimariye sahip olup, diğerinden daha sonra yapıldığı sanılmaktadır.
Foça’nın önlerinde yer alan altı ıssız adadan oluşan bir ada grubudur. Bunlar: Orak Adası, İncir Adası, Kartdere Adası, Fener Adası, Hayırsız Ada ve Metalik Adadır. Orak Adası’nın güney kıyısında uzun bir çalılık kumsal, yine orak ile Hayırsız ve Kartdere’ de 80 metre yüksekliğine ulaşan dik yarlar bulunur.Özellikle İncir Adası, turistler ve bölge halkı tarafından piknik alanı ve plaj olarak kullanılmaktadır. Adalar ve çevresindeki koylar, Türkiye’deki son Akdeniz foku kolonilerinden birini barındırır. Foça Evleri Geleneksel Foça evlerini Kule evler, Bitişik Düzen Evler, Tek Ev Tipi olmak üzere başlıca üç grupta incelenebilir. Kule evler; Foça’nın dışında, terkedilmiş ya da halen yerleşme yeri olan köylerde, dağınık olarak tek ya da toplu durumda bulunurlar.Yüksekliklerinin cephe genişliğinden daha fazla olması nedeniyle ‘kule ev’ diye adlandırılırlar.Bitişik Düzen Evler; bu evler bir sokak içerisinde karşılıklı ve bitişik düzende, yan yana yapılmışlardır. Bitişik düzen evlerde ön bahçe yoktur, yapılar doğrudan sokağa açılır.Tek Ev Tipi; ayrık düzende, sıvasız yığma taş yapılardır.
Foçalı denizcilerin yüzyıllardan beri süren denizle mücadelesinde, onları yalnız bırakmayan dostları, sevimli foklardır. Dünya üzerindeki toplam sayıları 350-400 civarında bulunan Akdeniz fokları dünyada sadece Türkiye, Yunanistan ve Kuzeybatı Afrika sahillerinde yaşamaktadır. Akdeniz foklarının bir kısmı Foça çevresindeki adaları kendilerine yurt edinmişlerdir.Artan turizm ve balıkçılığa rağmen bu adalardaki mağaraları ve kıyıları, yavrulamak, yavrularını büyütmek, dinlenmek ve güneşlenmek amacıyla kullanıyorlar. Latince adı ‘ Monachus Monachus’ olan Akdeniz fokları karaya çıkma ihtiyacı duyarlar ve yaşadıkları yerlerdeki insan belirtileri onları rahatsız eder. Bu tür, yeryüzünde neslinin tükenmesi tehlikesi bulunan 12 memeli türünden biridir. Foça adalarında yaşayan Akdeniz foklarını korumak amacıyla Aslanburnu ile Deveboynu Burnu arasındaki adalarda 2 mil uzaklığa kadar yaklaşmak, ayrıca fokların görüldüğü Siren Kayalıkları ve Orak Adası’na 100 metreden fazla yaklaşmak yasaklanmıştır. Spor Aktiviteleri Balıkçılık: Foça halkının geçim kaynağı turizm kadar balıkçılığa da dayanmaktadır. Foçalıların yüzyıllardır tek değişmeyen gerçeği hayatlarını denizden kazanmalarıdır.Ataları gibi denizci olan Foçalılar inançlı ve özgürdürler. Balık çeşitlerinin zenginliğinden dolayı yöre, Ege sahillerindeki önemini korumaktadır. Foçalı balıkçılar sayesinde barbun, mercan, çipura, levrek, kefal, mezgit gibi lezzetli balıkları hemen hemen her gün taze ve ucuz olarak bulmak mümkündür. Günbatımının kızıllığında balıkçılar çaylarını yudumlarken, onların ağlarında toplanmış balıklar Foça’nın konuklarına sunulmak üzere restoranlarda hazırlanmaktadır.
Fethiye Tarihi Bugunkü Fethiye kenti yakınlarındaki Belen’de, MÖ. 3000′lerde kurulduğu sanılan antik Telmessos kenti, Lykia’nin Karia sınırında yer alıyordu. Uzun bir süre Lykia’ya karşı bağımsızlığını koruduktan sonra, MÖ. 6. yüzyıl ortalarında Pers egemenliğine girdi. MÖ.5. yüzyılda Delos Birliği’ne, MÖ.362′de de Lykia’ya katıldi. Ardından Karia Kralı Mausolos’un eline geçti. MÖ.333′te yöreye gelen İskender’in egemenliğini Selevkoslar’ın yönetimi izledi. MÖ.3. yüzyıl sonlarında Mısır’daki Lagos Hanedanı’na bağlandi. MÖ.188′de Pergamon (Bergama) Krallığı’nın egemenliğine girdi. Pergamon Krallığı’nın MÖ.133′te yıkılmasından sonra kısa bir süre bağımsız kaldı ve Rodos’la işbirliği yaparak Pontus Kralı Mithradates’e karşı koydu. Daha sonra Roma ve Bizans yönetiminde yaşadı. 8. yüzyılda Anastasiuopolis, 9. yüzyıldan sonra da anılmaya başlandı. 1284′te Menteşeoğulları’nın yönetimi altına girdi; 1424′te Osmanlı topraklarına katıldı. Zamanla Megri’ye dönüşen adı, 1913′te uçağı düşen ilk hava şehitlerinden Fethi Bey’in anısına Fethiye olarak değiştirildi. 19. yüzyıl sonlarında Aydın vilayetinin menteşe sancağına bağlı bir kaza merkezi olan Fethiye, 11 Mayıs 1919′dan 20 Haziran 1920′ye değin İtalyan işgali altına alındı.
Ölüdeniz gibi dünyada eşi bulunmayan bir plajı bulunan Fethiye Türkiye’nin turizm merkezlerinden biridir. Af Kule gibi dalış bakımından çok uygun yerlere sahiptir. Turizme açılmış birçok mağara mevcuttur. Doğal yapısı ile Yamaç paraşütü gibi alternatif sporlar yapılmaktadır. Kelebek Vadisi ve Kabak Koyu gibi doğası bozulmamış çok özel bölgeler vardır. Günlük turlar ile 12 Adalar diye adlandırılan adalar ziyaret edilebilir. Ölüdeniz dışında Fethiye civarındaki birbirinden güzel plajları: Belcekız (Belceğiz), Çalış Plajı, İztuzu Plajı (Dalyan)
Şövalye Adası: Tarihte Meğri adası, Fethiye adası isimleriyle de anılan Şövalye adası; Fethiye körfezini kapatan ince uzun, lades kemiği şeklinde bir adadır ve limanı korunaklı bir yer haline getirir. Bölgeyi çevreleyen adalar zincirinde üzerinde yerleşim yeri bulunan tek adadır. Şövalye adasının batısında Kızılada, doğusunda Çalış Plajı, güneyinde Fethiye, kuzeyinde açık deniz vardır. Limanın tam göbeğinde olan yerleşiminden dolayı gün boyu güneş ışığını takip eder.
Dimçayı köprüsünden önce sola ayrılan asfalt yol Dimçayı kenarından içerilere giriyor. Suyun çağıltısı ve çevresindeki yeşillik çok etkileyici. Suyu yaz kış soğuk. Yazın en sıcak günlerinde denizde serinleyemezseniz eğer, Dimçayı’nın serin sularına bırakabilirsiniz kendinizi.
Alraft tesisleri, ağaçlar altında ve dere kenarında geniş bir alana yayılmış. İçinde lokanta, okçuluk ve binicilik alanları var. Alraft, Dim Çayı üzerinde raftinge uygun 5 km’lik bir parkur kullanıyor. Parkur, Alraft tesislerinde bitiyor. Su seviyesine göre bu parkur 1-2 saat arasında tamamlanıyor.
Didim ilçesinin ilk yerleşim izleri Neolitik Devre (M.Ö. 8000) uzanır. M.Ö. 16. yüzyılda Miken, Giritliler ve daha sonra da Aka kolonilerinin varlığı görülür. Persler, Romalılar ve Bizanslılardan sonra 1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu’nun kapılarının Türklere açılmasından sonra ilk olarak Karia olarak anılan bu bölge Türklerin eline geçmiştir. 1. Haçlı Seferlerinin ardından yeniden Bizans’ın eline geçti.1261 yılından sonra Karia’da Menteşe Beyliği’nin kurulmasıyla Didim ve çevresi bu beyliğin içine alınmıştır. Osmanlı İmparatorluğu zamanında varlığını “yeronda - yoran” ismi ile sürdürmüstür. 1955 depreminden sonra önceleri halk arasinda “HiSAR” olarak da adlandırılan YORAN devlet tarafından yaptırılan afet evlerine taşındıktan sonra “YENiHiSAR” adını almıştır. Sonrasında isim benzerliğine meyil vermemek için dünya üzerinde sadece bir yerde blunan ve kök olarak “DIDYMAION”‘dan gelen “DIDIM” olarak yenilemiştir. 9 Mayıs 1990 tarihine kadar Didim ve çevresi Söke ilçesinin bir parçası iken bu tarihte yayınlanan bir kanunla Yenihisar kasabası merkez olmak üzere Akbük, Ak-Yeniköy beldeleri ile Balat, Batıköy, Denizköy ve Yalıköy köyleri ve Milas ilçesinden alınan Akköy ile ilçe olmuştur. 1999 yılında Yenihisar ilçesinin ismi Didim olarak değiştirilmiştir. İlçe ekonomisi tarıma ve turizme dayalıdır. Tarla ürünlerinden buğday ve pamuk birinci sırayı almaktadır. Hayvancılık tüketim ihtiyacını karşılayacak kadar olup, özellikle küçükbaş hayvan yetiştiriciliği önde gelmektedir. Yaz aylarında önemli sayıda turistin ziyaret ettiği ilçede, ekonomi olumlu yönde etkilenmektedir.
Anadolu Yarımadası’nın güneybatı, Ege Bölgesi’nin güneydoğusunda yer almaktadır. Ege ve Akdeniz Bölgeleri arasında bir geçit durumundadır. Denizli İli’nin her iki bölge üzerinde de toprakları vardır. Denizli ili 28o38′ - 30o05′ doğu meridyenleri (doğu uç noktası; Çivril ilçesi Gümüşsu - Gökgöl Koyu Dinar sınırında Efekli Tepe, batı uç Aydın, Manisa; güneyde Muğla; kuzeydoğuda Uşak illeri ile komşudur.) Yüzölçümü 11.868km², denizden yükseltisi ise 428m’dir. Denizli İsmi Nerden Gelmektedir? Denizli şehri ilk defa, bugün şehrin 6 km. kuzeyinde, Eskihisar Köyü civarında, M.Ö. 261 - 245 yılları arasında, Suriye Kralı II. Antiokhos tarafından kurulmuştur. II. Antiokhos kente karısı Laodike’nin adını vermiştir. Laodike’nin kenti anlamına gelen “Laodikeia” adını alan kent, M. S. 7. yüzyılda büyük bir depremle yıkılınca, kent bugünkü Kaleiçi mevkiine taşınmıştır. Türkler Denizli havalisini zaptettikten sonra, kenti “Ladik” adıyla anmışlardır. (Bkz: www.pamukkale.edu.tr/laodikeia Laodikeia Kazıları) Denizli adına, tarihi kaynaklarda başka başka isimler olarak rastlamaktayız. Selçuklu kayıtları ve Denizli mahkemesi seciye sicilleri Ladik ismini vermektedir. İbni Batuta’nın seyahatnamesinde Tunguzlu denilmektedir. Mesalikullebsar’da da Tunguzlu olarak kaydedilmiştir. Timurlenk’in zafernamesini yazan, Şerafettin Zemdi Tenguzlug ve Tonguzlug gibi iki isimden bahsetmektedir. Tensiz kelimesi eski Türkçe’de Deniz demektir. Tunguzlu ise bugünkü imlasıyla Denizli demektir. Netice olarak Denizli adı, Tenguzlu ve Tunguzlu kelimelerinin zamanla ağızdan ağıza, Denizli kelimesi haline gelmesinden bugünkü şeklini almıştır. Denizli’nin Ünlüleri Özay Gönlüm - Türk Halk Müziği sanatçısı
Üç tarafı dağlarla çevrili bulunan ilçenin kurulduğu arazi Demre Çayının getirmiş olduğu verimli alivyonlu topraklardan meydana gelmiştir. Akdeniz ikliminin tipik karakteristik özelliklerinin görüldüğü Demre İlçesinde yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağmurlu geçer. İlçenin toplam olarak yüz ölçümü 47.322 hektar olup, tarım arazisi 5.350 hektar, çayır mera 50 hektar, orman arazisi 31.922 hektar, su yüzeyi 300 hektar, tarım dışı arazi ise 9.600 hektardır. Myra (Demre) her zaman Likya’nın en önemli şehirlerinden birisi olarak bilinir. En erken sikkeler M.Ö. 3.yy tarihlenir. Fakat şehrin en azından M.Ö. 5.yy da kurulduğu tahmin edilmektedir. Roma egemenliği döneminde Myra gelişmiş ve zenginleşmiş şehirliler sivil projelere cömertçe para yardımında bulunmuşlardır. Sen Pol Roma’ya gitmek için Andriake Limanından hareket etmeden evvel M.S. 6.yy da şehri ziyaret etmiştir. Bizans döneminde Myra önemli bir idari ve dini bir merkez olmuştur. Piskoposluk merkezi de olan Myra’da St. Nicholaus IV. yüzyıl başında Piskopos olarak görev yapmış; halka kendini sevdirmiş, inancı uğruna çok acılar çekmiştir. Myra o zamandan sonra hep haç yollu yapılan bir yer olmuştur. Bu bakımdan Demre Hıristiyan Dünyasının her bakımdan ilgisini çekmiştir. Her yıl 6 Aralık’ta Noel Baba etkinliklerini yapmak geleneksel hale gelmiştir. Myra gibi önemli bir şehirden kalabileceği beklenen kalıntıların bir çoğunu bugün Demre’de göremiyoruz. Likya’nın en büyük tiyatrosundan kalanlar bugün ayaktadır ve bu aynı zamanda Likya’nın en iyi korunmuş tiyatrosudur. 29 oturma sırası ve 9-10 bin seyirci kapasiteli tiyatro tepeye yaslanmıştır. Bugün bile bazen festival ve oyunlar için kullanılmaktadır. Myra metropoli muhtelif tip Likya mezarlarını önemli örneklerini ihtiva etmektedir. Tiyatro doğu ve batı metropoli diye ikiye ayrılmış ve Myra’nın arkasında yükselen kayalık, tepede kurulmuştur. Kayalar oyularak mezarlar kabartma ve yazılarla süslenmiştir. Başka önemli bir kalıntı St.Nicholaus kilisesidir. Kilise bugün 7 m. toprak seviyesinin altındadır. St.Nicholaus kemikleri kilise içindeki mermer bir mezarda bulunuyordu. Fakat bazı kemikler İtalyanlar tarafından çalınmış ve Bari’ye kaçırılmıştır. Bir Rus Prensi 1862 yılında Kiliseyi restore ettirmiş olup, St.Nicholaus Rusya’da çok kutsal sayılmaktadır. Ruslar bir kilise çanı ilave ederek kubbeyi bir ilaç tonozu ile değiştirmişlerdir. Bazı kemikleri bugün Antalya Müzesi’nde teşhir edilmektedir. St.Nicholaus çocukları, gemicilerin ve ağır işlerde çalışan işçilerin koruyucu azizidir. Bilindiği üzere de bütün Dünya çocuklarının Noel Babasıdır. İlk defa 1904 yılında Eynihal adıyla köy statüsüne kavuşan Demre; 6 Haziran 1968 yılında 4 köyün birleşmesiyle Belediyelik; 4 Temmuz 1987 günü Kale adıyla ilçe olmuştur. İlçe 2005 yılında Demre adını almıştır. İlçenin ana gelir kaynağı doğal güzelliklerinden dolayı turizmdir. Turizm dışında 1960′lı yıllarda başlayan örtü altı sebzecilik ve daha öncesine dayanan narenciye üretimi ilçenin temel geçim kaynaklarıdır. Ekonomik hayat bu iki büyük tarım sektörüne dayanmıştır. Küçük çaplı yerel ihtiyaçlara cevap verecek tarzda atölyeler de tekne imalatı yapılmaktadır. İlçe tarihi geçmişi ve coğrafi konumu itibari ile turizm beldesidir. İlçede tarihten kalan Noel Baba Kilisesi, Myra Antik Kenti ve Tiyatrosu, Andreake Antik Kenti, Kaya Mezarları, Simena Antik Kenti turizm için cazibe oluşturmaktadır. Kekova adaları, Batık Kent’in tertemiz denizi ve iklimi ile de beldemiz coğrafi yönden de turizm açısından şanslı bir yerleşim yeridir, ilçenin bütün bu özelliklerine rağmen turizmden yeterli derecede faydalandığı söylenemez. Bunun sebebi ulaşımın zorluğu, konaklama tesislerinin azlığı, bu yüzden hizmet sektörünün gelişmemesidir. |