|
|
Archive for January, 2008
|
|
Filed Under (Antalya) by admin on 27-01-2008
|
Antalya sahip olduğu arkeolojik ve doğal güzellikler sayesinde “Türk Rivierası” adını almıştır. Deniz, güneş, tarih ve doğanın sihirli bir uyum içinde bütünleştiği Antalya, Akdeniz’in en güzel ve temiz kıyılarına sahiptir. 630 km. uzunluğundaki Antalya kıyıları boyunca, antik kentler, antik limanlar, anıt mezarlar, dantel gibi koylar, kumsallar, yemyeşil ormanlar ve akarsular yer alır.
Palmiyelerle sıralanmış bulvarları, uluslararası ödül sahibi marinası, geleneksel mimarisi ile şirin bir köşe oluşturan Kaleiçi ve modern mekanları ile Türkiye’nin en önemli Turizm Merkezi olan Antalya, Aspendos Opera ve Bale Festivali, Uluslararası Plaj Voleybolu, Triathlon, Golf Müsabakaları, Okçuluk, Tenis, Kayak yarışmaları vb. etkinliklere, 1995 yılında açılan Antalya Kültür Merkezi ile de plastik sanatlar, müzik, tiyatro, sergi gibi birçok kültürel ve sanatsal etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır.
İLÇELER:
Antalya ilinin ilçeleri; Akseki, Alanya, Elmalı, Finike, Gazipaşa, Gündoğmuş, İbradı, Kale, Kaş, Kemer, Korkuteli, Kumluca, Manavgat ve Serik’tir.
Akseki: Alanya’dan sonra Antalya ilinin en eski ilçesi olan Akseki Torosların yapısına uygun engebeli ve dağlık bir görünüme sahiptir.
Antalya ili ve çevresinde son yıllarda görülen turizm alanındaki gelişmelere paralel olarak, Akseki ilçesinde turizm faaliyetleri gelişmektedir. Avcıların ve turistlerin uğrak yeri olan Akseki, “KARDELEN ÇİÇEĞİ’ nin ana yurdudur. Kış aylarında Kardelen Çiçeğini görmek için yerli ve yabancı turistler ilçeyi ziyaret eder.Giden Gelmez Dağları, dağ keçisi koruma ve av sahası avcıların ücretli olarak devamlı avlanacağı yer olup, Sinan hoca ve Gümüşdamla köylerinde kurulan alabalık üretme tesisleri avcıların ve turistlerin uğrak yerleri arasındadır.
Göktepe Yaylası, Çimi Yaylası, Irmak Vadisi son aylarda keşfedilen 340 metre derinliğindeki Bucakalan Mağarası, ilçe merkezindeki Ulu Camii ve Medresesi görülmeye değer diğer eserlerdir.
Elmalı: Likya bölgesi içerisinde yer alan Elmalı’nın kesin kuruluş tarihi bilinmemektedir. Doğuda Semahöyük yakınlarında Karataş’ta, batıda Beyler Köyü yakınındaki Beyler köyünde yapılan kazılar bölgenin bronz çağından bu yana iskan edildiğini göstermektedir.
Höyükler: Şehre bağlı köylerde üç höyük bulunmaktadır. Bunlardan ilki şehrin batısındaki Müğren Köyü’ndeki höyüktür. Arkeolojik yüzey araştırmaları burada çeşitli uygarlıklara ait izler olduğunu göstermektedir. Yine batıda Semahöyük Köyü’nde bulunan ikinci höyüğün üstünde Osmanlı ve Türk mezarlığı bulunduğu için bugüne kadar araştırma yapılmamıştır. Üçüncü ve en büyük höyük ise şehrin güneyinde, Elmalı – Kaş yolu üzerinde, Beyler Köyündeki Beyler Höyüğüdür. Bu höyükte yapılan kazılarda, bronz çağından bu yana devamlı bir yerleşimin izleri görülmektedir. Kazılarda çıkarılan arkeolojik buluntular Antalya Müzesi’nde sergilenmektedir.
Tümülüsler: Şehrin doğusunda, Elmalı’ya 6 km. uzaklıktaki Bayındır Köyü yakınlarındadır. Yan yana duran birkaç tümülüsten birinde yapılan kazılarda M.Ö. 7. yy.a ait buluntulara rastlanmıştır. Antalya Müzesi’nin özel bir bölümünde sergilenen bu buluntular bölgenin bu dönemdeki yaşamından kesitler vermektedir.
Anıt Mezarlar Bilinen iki anıt mezar vardır. Bunlardan ilki Karaburun diğeri ise Kızılbel’dedir. Antalya – Elmalı yolu üzerindeki Karaburun Kral mezarı odasının duvarları av ve savaş sahnelerinden oluşan fresklerle süslüdür. Kızılbel mezar anıtı ise şehrin batısında Elmalı – Yuvayol yolu üzerindedir. Kalker bloklardan oluşmuş bir odadan ibarettir.
Define: 1984 yılında Antalya – Elmalı yol çizgisinin hemen kuzeyinde, Kral Mezarı ile Gökpınar Köyü arasında bulunmuştur. 190 adet gümüş antik sikkeden oluşan bu define antika kaçakçıları tarafından Amerika’ya kaçırılmıştır. Halen özel bir kişinin malı olarak Boston Museum Fine Arts’da bulunmaktadır. Yeryüzünün en kıymetli antik sikkesi olarak nitelenen Atina Decadrachmeleri (14 adet, her biri 600.000$) bu büyük define yer almaktadır.
Camiler: İlçede yer alan Selçuklu Camii, Kütük Camii, Sinan-ı Ümmi Camii, Ömer Paşa Camii ve Külliyesi kentin görülmeye değer eserleridir.
Korkuteli: Antalya’ya 67 km. uzaklıktadır. Korkuteli’nin 3 km batısında, bugün yalnız kapısı ayakta kalan Alaaddin Camii ve yine aynı yörede, 1319′da Hamidoğulları’ndan El Emin Sinaeddin tarafından yaptırılan ve aynı adla anılan Selçuklu Medresesi görülebilir.
Gündoğmuş: Antalya’ya 182 km. mesafedeki Gündoğmuş ilçesinde pek çok antik kent kalıntısı bulunmaktadır. Güzel Bağ Bucağı’nın kuzeyinde 7 km. mesafede ve halen kazı yapılmamış olan Ayasofya Şehri, Gündoğmuş şehir merkezinin güney-batısında ve şehre 7 km. mesafede Sumene mevkisinde, Asar Harabeleri, Senir Köyü’ nün doğusunda 2 km. mesafedeki Kese Mevkiindeki harabeler, Gündoğmuş Şehir merkezinin güney-batısında ve şehre 11 km. mesafedeki Gedfi Harabeleri önemli antik kent kalıntılarıdır.
İlçe merkezindeki Cem Paşa Camii, Gündoğmuş/Pembelik Köyü arasında ilçe merkezinin doğusundaki, 15 km. mesafedeki Sinek Dağı’nın tepesindeki harabeler, Alanya/Konya Kervanyolu, Gündoğmuş/ Antalya karayolu üzerinde Taşağır mevkisinde Kazayir Şehri Harabeleri diğer görülebilecek eserlerdir.
Gazipaşa: Antalya’ya 180 km. mesafedeki Gazipaşa, 10 km. uzunluğundaki kumsalı, orman kaplı alanları, turkuaz mavisi koyları, doğal güzellikleriyle şirin bir ilçedir. İskele, Koru ve Kahyalar plajlarının bulunduğu kumsallar, Caretta Caretta kaplumbağalarının önemli bir üreme merkezidir. Bugüne kadar bakir kalmış Gazipaşa, konaklama, dinlenme tesisleri, tarih ve doğa güzellikleri, yapımı süren havaalanı ve yat limanı ile gözde bir turizm merkezi olma yolunda ilerlemektedir.
Antik Kentler
Antiocheia Adcragum: Gazipaşa ilçesinin doğusunda, 18 km. uzaklıktaki Güney Köy sınırları içerisindedir. Kentin adı Kommagene Kralı 4. Antiochus’dan gelmektedir. Kalesi, sütunlu cadde, agora, hamam, zafer takı, kilise, kentin nekropol alanı kalıntıları bulunmaktadır. Kentin nekropolünde bölgeye özgü beşik tonozlu, ön avlulu anıtsal mezarlar oldukça iyi korunmuştur.
Adanda-Lamos: Antik kent, Gazipaşa ilçesinin 15 km. kuzeydoğusundadır. Bugünkü Adanda köyünün 2 km. kuzeyinde, yüksek ve sarp bir dağın zirvesinde kurulmuştur. Kent surlarla çevrilidir. Kentin giriş kapısının güneyinde, büyük bir kule bulunmaktadır. Kentin diğer kalıntıları arasında doğal kayaya oyulmuş çeşme ve iki adet tapınağı sayabilir. Bu kentin nekropolünde de blok taşların oyulması ile yapılmış yekpare lahitler önemli kalıntılar arasındadır. Kalıntılar, dağlık Klikya bölgesinin kültürünü ve sanatını en iyi şekilde yansıtmaktadır.
Nephelis: Antik kente ulaşım, Gazipaşa-Anamur 12. km.’sinden sonra Muzkent Köyünün içinden geçerek güneye sapan yaklaşık 5 km. stabilize bir yol ile sağlanmaktadır. Kent, akropol ve doğu-batı boyunca uzanan kalıntılardan oluşmaktadır. Kentin ayakta kalabilmiş yapıları Orta Çağ Kalesi, Tapınak Odeon Sulama sistemi ve nekropol alanlarıdır.
Selinus: Gazipaşa Plajının bulunduğu Hacımusa Çayının güneybatısındaki yamaçlarında yer alan antik Selinus kenti, dağlık Klikya bölgesinin en önemli kentlerinden biridir. Kentin akropolü tepeye kurulmuştur. Tepe üzerindeki Orta Çağ Kalesinin sur duvarları ve kuleleri oldukça iyi korunmuştur. Akropol, içerisindeki kilise ve sarnıç günümüze kadar gelebilmiş önemli yapılardandır.Kentin diğer yapıları hamamlar, agora, İslami Yapı (Köşk), su kemerleri ve nekropol’dur. Alanya Müzesindeki ostoteklerin çoğunluğu Selinus Nekropolünden getirilmiş olup, burada ostotek atölyesinin varlığını sürdürmektedir.
Kumluca: Alakır Çayı ile Gavur deresinin dağlardan sürükleyip getirdiği alüvyonlu bir ovada yeralan Kumluca Finike ve Elmalı İlçeleri ile çevrelenmiştir. Kumluca sahil boyunca plajlar, konaklama tesisleri ve koylara sahiptir. Kumluca’nın 27 km. kuzeyinde yeralan Altınkaya yaylası, Alabalık üretme çiftliği, Sedir Ormanları ve bol suları olan güzel bir yayladır. Korydalla ve Olympos Antik kentleri Kumluca ilçesi sınırlarında yer almaktadır.
Alanya: Alanya, geniş plajları, tarihi eserleri, modern otel ve motellerin sayısız balık lokantaları, kafe ve barlarıyla mükemmel bir tatil merkezidir. Gelenleri ilk karşılayan, Alanya Yarımadası’nın üzerinde bir taç gibi kurulmuş olan ve 13. yüzyıldan kalma şahane Selçuklu Kalesidir. Etkileyici kalenin yanı sıra eşi benzeri olmayan tersanesi ve anıtsal güzellikteki sekizgen Kızıl Kule görülmeye değerdir.
Limanı çevreleyen kafeler ve barlar akşam saatlerinde liman yolu boyunca el sanatları, deri, giysi, mücevherat, el çantaları ve yöreye özgü ilginç renklere bezeli su kabaklarının satıldığı butikler yer alır. Eğer mağaraları keşfetmekten hoşlanıyorsanız Damlataş Mağarası’nı gezmeniz gerekir. Mağara yakınında Etnografya Müzesi yer almaktadır. Tekneyle üç deniz mağarasına ulaşabilirsiniz: fosforlu kayalarıyla Fosforlu Mağara, korsanların kadın esirleri tuttukları Kızlar Mağarası ve Aşıklar Mağarası.
Alanya’nın 15 km. doğusunda yer alan Dim Çağı Vadisi gölgelerin serinliğinde dinlenmek için ideal bir yerdir. Tüm sahillerinden denize girilebilen Alanya tam bir güneş, deniz, kum cennetidir.
Finike: Finike, Antalya iline bağlıdır. Portakalları ile ünlü Finike tarihle, doğa ve denizin birleştiği bir turizm beldesidir. Portakalları ile tanınan kent, Limyra kenti kalıntıları ve Arykanda antik kenti kalıntıları ile ilgi görmektedir.
Kaş: Likya’nin önemli kentlerinden olan Kaş, ilçeyi çevreleyen Antik Döneme ait kentler ve tarihsel degerlerle doyumsuz kültür seyahatleri; Akdeniz’in derinlerde yarattığı heyecanlari doruklarda hissettiren sualtı dalışları; nehirlerde yapılan macera dolu ‘kano turları’, ekolojik uyumun keşfedildiği ‘doğa yürüyüşleri’; derin ve karanlık mağaralara teknik donanımlı mağara dalışları; yüksek dağlardan turkuaz rengli suların manzarasına süzülen ‘yamaç paraşütü’; Akdeniz’de değerli taşları andıran adalar ile çevreye yapılacak ‘Mavi Yolculuk ve tekne turları; damak tadınıza uygun deniz ürünleri ve dağlarda yetişen kokulu otlarla tatlandırılan yöresel yemeklerden oluşan mönüsü; yüzlerce yılın mirası, el sanatlarının çeşit ve güzelliği; Kaş’ın bağlı olduğu Antalya ve ilçelerine ait turizm merkezleri ile tabiat, tarih ve kültür zenginliğini, alternatif turizm imkanları ve çevresinde yer alan turizm merkezlerinden oluşan renkli yelpazesi” ile düşsel bir mekandır.
Manavgat: Antalya İline bağlı olan Manavgat tarih ve doğanın içiçe girdiği her türlü turizm aktivitesinin yapılabildiği bir turizm merkezidir.
Serik: Antalya’nın ilçesi olan Serik, önemli Pamfilya kenti olan Aspendos’u barındırmaktadır. Günümüze kadar bozulmadan ulaşan, mükemmel akustiğe sahip Aspendos Tiyatosu, bugün önemli sanat etkinliklerine ev sahipliği yapmaktadır.
Kale (Demre): Antalya, iline bağlı olan Kale Noel Baba’ nın yaşadığı yer olarak önemli bir inanç turizmi beldesidir.
 
 
|
|
Filed Under (Amasra) by admin on 26-01-2008
|
Amasra, Batı Karadeniz Bölgesinde, Bartın iline bağlı bir ilçedir. Son yıllarda turizm potansiyelindeki artışla dikkat çekmektedir.
Denize doğru uzanmış bir burun, burnun iki yanında korunaklı birer liman görevi gören iki koy ve ana karaya bağlı ve bağımsız adaları ile eşsiz bir görsel güzelliğe de sahip olan Amasra hem 3000 yıllık tarihi, hem çekicilik ve balıkçılığa dayanan yerel sanatları, hem de kendini çevreleyen ormanlık alanları ile görülmeye değer yerlerden biridir. Amasra halen özgün balık lokantaları, temiz orta boyuttaki otelleri ve sayısız ev pansiyonuyla turizme katkıda bulunmaktadır.
Merhum Baris Akarsunun dogdugu Sehir.
AMASRA KALESİ
Amasra Kalesi ilk kez Romalılar döneminde, bugun ayakta duran surlar ise Bizanslılar döneminde yapılmıştır. M.S. 14. ve 15. yüzyıllarda Cenovalılar tarafından ön duvarlar ve kapılar yapılarak daha iyi savunmaya alınmıştır. Surlar Boztepe ve Zindan mahallesinden oluşan iki ada kütlesini çevrelemektedir ve bu iki ada kemere adı verilen roma döneminde yapılmış birbirine bağlanmaktadır. Surlar büyük blok taşlarla inşa edilmiş olup kale şeklinde kulelerle tahkim edilmiştir Amasra kalesi ortaçağ havasını günümüze yansıtan önemli kalıntılardandır.
|
|
Filed Under (Altınoluk) by admin on 26-01-2008
|
Balıkesir ili Edremit ilçesinin bir beldesi ve Kuzey Ege bölgesinin en gözde tatil yörelerinden biri olan Altınoluk Edremit’e 25 km uzaklıktadır. Güzel ve ücretsiz plajlara sahip. Ayrıca bol oksijenli havası ile ünlüdür. Yöre halkı Altınolk’a oksijen cenneti der. Kazdağı’na çıktığınız zaman temiz hava ve bol oksijen sayesinde yaşadığınızın farkına varırsınız. Şahinderesi bölgesi piknik için çok güzel bir yerdir. Görülmesi gereken yerleri şahinderesi kanyonu, saklıbahçesi, köşkleri, şelaleleri, pınarbaşı, tahtakuşlar etnoğrafya müzesi..Pazarı da unutmamak gerek. Çam mah. cami çeşmesinin suyundan da bir tas içmelisiniz.
Doğal güzelliklerinin yanısıra ve belki -daha önemli- olarak “Tarihsel Birikimlere” sahip olan Altınoluk’ un, eski köy yerleşimi kentin kuzeyinde, tepede yer alır. 1927 yılına kadar adı, “Papazlık” olarak geçen köye ait ilk veriler 16 yy. başlarında Kanuni Sultan Süleyman’ ın (1520-1566) saltanatının ilk yıllarında yapılan sayımlara kadar uzanıyor. Buradan yola çıkarak Papazlık’ ın kuruluşunun 450 yılı aşan bir geçmişe dayandığını söyleyebiliriz. Köyün ilk sakinleri, Osmanlı Devleti’ nin vergi muhafiyeti sağlayarak, derbentçi kaydettiği ve Papazlık’ a yerleştirdiği Söğütlü yörükleridir.
Rum yerleşimi; Yunanistan’ ın Midilli adasından 1820’ li yıllarda çalıştırılmak üzere getirilen Rumların zamanla burada çoğalıp, iskan tutmaları ile oluşmuştur. Rumlar ibadetleri için birde kilise yaptırmışlardır. O dönemde Türk yerleşiminin, Hıdırlar, Kadirler ve Sakarlar olarak anılan ailelerden oluştuğu bilinmektedir. Altınoluk’ ta geçmişten beri süren bu yaşamın günümüze uzanan izleri olan Rum ve Türk sivil mimarlık örnekleri, kültürel birikimimizin en önemli tanıklarıdır. 1991 yılında Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından Kentsel SİT ilan edilen Altınoluk köyünde 36 adet yapı tescil edilmiştir. Köyün önemli bir kısmını kapsayan Koruma amaçlı imar planı, 1994’ ten beri uygulamadadır. Bazı önemli konaklar (Abdullah Efendi Konağı vb.) restore edilmiş olsada, genelde tescilli yapılar acil restorasyon beklemektedir. Bunun yanısıra; koruma planı gereği yeni yapılaşmalar SİT koşullarına uygun oluşmaktadır. Köyün hemen güney eteğinde ve SİT alanına dahil edilen, Altınoluk Antandros Amfi Tiyatrosu 1994 yılında yapımına başlanıp, 1997 yılında bitirilen çok önemli bir kültür ve sanat mekanıdır. Ve sanki, kentsel SİT’ in tamamlayıcısı olmuştur.
|
|
Filed Under (Alanya) by admin on 26-01-2008
|
Alanya, doğal güzellikleri, uzun deniz mevsimi, tarih ve kültür hazineleri, spor ve eğlence etkinlikleriyle gerçek bir tatil cenneti olduğu kadar, konaklama ve ulaşım olanaklarıyla da Akdeniz kıyılarında hızla gelişen bir turizm merkezidir.
Yaklaşık yirmi yıl öncesine kadar birkaç bin nufüslu küçük bir kasabayken, bugün kıyı boyunca uzanan büyükçe bir kent görünümüne kavuşmuştur. İç ve dış turizmin bu gözde merkezi Nisan-Kasım ayları arasında öyle kalabalıklaşırki nüfusu iki üç katına çıkar. Çünkü tüm Antalya kıyılarında olduğu gibi Alanya’da da yılın sekiz ayı sıcak geçer ve Nisan-Kasım arasında deniz suyu sıcaklığı 20°C’ın altına düşmez.
Sakin bir tatil geçirmek isteyenler Alanya’nın denizi ve güneşiyle yetinerek bütün bir yılın yorgunluğunu üzerinden atabilirler. Kilometrelerce uzunluğundaki kumsalıyla ünlü olan Alanya’da kalabalıktan ve gürültüden uzakta denize girip güneşlenecek sakin bir köşe mutlaka bulursunuz.
Dinlenmeyi ve eğlenceyi bir arada yaşamak isteyenler için özellikle tatil köyleri ve beş yıldızlı oteller idealdir.
Öte yandan, spor yaparak dinlenmeyi sevenler ve bulundukları çevreyi karış karış dolaşmak isteyenler de Alanya’da gönüllerince bir tatil geçirebilirler.
Alanya, keşfetmekten büyük keyif alacağınız doğa güzellikleri, kültür değerleri ve çeşitli spor olanaklarıyla size unutamayacağınız bir tatil sunabilir.
Tarihi Yerler
ALANYA KALESİ
Surlarının uzunluğu 6.5 kilometreyi bulan Alanya Kalesi, denizden 250 metreye kadar yükselen yarımada üzerindedir… Kandeleri adıyla da bilinen Alanya yarımadasındaki yerleşim, Helenistik döneme kadar inmekle birlikte günümüze kalan tarihi dokusu 13. yüzyıl Selçuklu eseridir. Kale, 1221 yılında kenti alıp yeniden inşa ettiren Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır. Kalenin 83 kulesi ve 140 burcu vardır. Ortaçağda surların içine yerleşmiş kentin su gereksinimi sağlamak üzere 400’e yakın sarnıç yapılmıştır. Sarnıçların bir kısmı günümüzde de kullanılmaktadır. Surlar, planlı bir şekilde Ehmedek, İçkale, Adam Atacağı, Cilvarda burnu üstü, Arap Evliyası Burcu ve Esat Burcu’nu inerek Tophane ve Tersane’yi geçip Kızılkule’de son bulacak şekilde inşa edilmiştir. Yarımadanın zirvesinde açık alan müzesi olarak değerlendirilen içkale bulunmaktadır. Sultan Alaaddin Keykubat sarayını burada yaptırmıştır… Kalede yerleşim günümüzde de sürmektedir. Ahşap ve kagir tarihi evlerin önünde tahta tezgahlarda ipek ve pamuklu dokuma yapılmakta, değişik figürlerde su kabakları boyanmakta, küçük bahçelerde otantik yemek servisi verilmektedir. Ayrıca kaleye çıkan yol üzerinde ve limana egemen yamaçlarında restoran ve kafeteryalar vardır. Kale taşıt trafiğine açıktır. Yürüyerek ise yaklaşık 1 saatte çıkılabilir.
KIZILKULE
Limandadır. Kentin sembolü olan sekizgen planlı yapı 13. yüzyıl Selçuklu eseridir. 1226 yılında Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından Sinop Kalesi’ni yapan Halepli yapı ustası Ebu Ali Reha el Kettani’ye yaptırılmıştır. İnşaat sırasında belli bir yükseklikten sonra taş blokları kaldırmak güç olduğu için üst kısmı pişmiş kırmızı tuğlalarla yapılmış ve bu nedenle Kızılkule adını almıştır. Kule duvarlarında antik çağdan kalma mermer bloklar görülmektedir. Sekizgen planlı ve her bir duvarı 12.5 metre genişliğinde olan kulenin yüksekliği 33 metre, çapı 29 metredir. İçinde zemin dahil beş kat vardır. Kulenin üstüne yüksek aralıklı ve 85 basamaklı taş merdivenle çıkılır. Kulenin tepeden aldığı güneş ışığı birinci kata kadar ulaşır. Kulenin ortasında bir sarnıç bulunur. Kule denizden gelecek saldırılara karşı limanı ve tersaneyi korumak amacıyla yapılmış ve yüzyıllar boyunca askeri amaçla kullanılmıştır. 1950’li yıllarda onarılan kule 1979 yılında ziyarete açılarak birinci katı Etnoğrafya Müzesi’ne dönüştürülmüştür.
TERSANE
Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın kenti almasından altı yıl sonra Kızılkule’nin yakınında 1227’de yapımına başlanmış ve bir yılda bitirilmiştir. Kemerli beş gözden oluşan tersanenin denize bakan cephesi 56.5 metre, derinliği 44 metredir. Tersane için seçilen yer, gün ışığından en fazla yararlanılacak şekilde planlanmıştır. Tersanenin giriş kapısındaki yazıt, Sultan Keykubat’ın armasını taşır ve rozetlerle süslüdür. Alanya Tersanesi, Selçukluların Akdeniz’deki ilk tersanesidir. Daha önce Karadeniz’de Sinop Tersanesini yaptıran Alaaddin Keykubat, Alanya Tersanesi ile “iki denizin sultanı” unvanını almıştır. Tersanenin bir yanında mescit öteki yanında muhafız odası bulunur. Gözlerden birinde de zaman içinde körlenmiş bir kuyu vardır. Denizden teknelerle ya da Kızılkule’nin yanındaki surlardan yürüyerek ulaşılan Tersane’ye giriş ücretsizdir.
TOPHANE
Tersane’nin bitişiğinde denizden 10 metre yüksekliğinde bir kayaya tersaneyi korumak amacıyla yapılan Tophane vardır. 1227 yılında kesme taştan inşa edilen üç katlı ve dikdörtgen planlı yapıda aynı zamanda savaş gemileri için top döküldüğü bilinmektedir. Tersane ve Tophane’nin Kültür Bakanlığı ve Alanya Belediyesi tarafından bir Denizcilik Müzesi’ne dönüştürülmesi için çalışmalar sürmektedir.
EHMEDEK
Kale’nin kuzey yamacında Bizans döneminden kalan küçük kalenin yerine Selçuklu döneminde “orta kale” olarak yeniden inşa edilmiştir. Giriş kapısındaki kitabeden 1227 yılında yapıldığı anlaşılmaktadır. Adını, Selçuklu döneminin inşaat ustası “Ehmedek”ten aldığı sanılmaktadır. Üçer kuleli iki bölümünden oluşan orta kale, kara saldırılarına karşı stratejik bir yerde ve aynı zamanda sultanın sarayının bulunduğu iç kaleyi de koruyacak konumdadır. Kulelerin günümüze kadar gelen duvarları Bizans döneminde kayalardan yontularak yapılmıştır. Orta kalenin içindeki üç sarnıç günümüzde de kullanılmaktadır. Kale duvarlarında Selçuklu döneminden kalma gemi resimleri vardır.
SÜLEYMANİYE CAMİSİ
Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad tarafından kentin yeniden düzenlenmesi sırasında 1231 yılında kalenin zirve kısmında, İçkale’nin hemen dışında yaptırılmıştır. Ancak sonraki yıllarda cami yıkılmış ve 16. yüzyılda Osmanlı döneminde Kanuni Sultan Süleyman tarafından tekrar yaptırılmıştır. Tek minareli cami, Alaaddin, Kale ya da Süleymaniye adıyla anılır. Yapı moloz taştan ve kare planlıdır. Sekizgen kasnak üzerine, kiremitli bir kubbesi vardır. Kubbenin askılık görevi üstlenen kısmına akustiği sağlamak için 15 küçük küp yerleştirilmiştir. İbadet sırasında bu özellik ortaya çıkmaktadır. Son cemaat yeri, dört ayak üzerine kiremitli üç kubbe ile örtülüdür. Kapı ve pencere kapakları Osmanlı döneminin ahşap oyma işçiliğinin güzel bir örneğidir.
BEDESTEN
Kale içinde, Süleymaniye Camisi yakınındadır. 14. ya da 15. yüzyılda Karamanoğulları döneminde çarşı veya han olarak yapıldığı sanılmaktadır. Kesme taştan dikdörtgen planlı bir yapıdır… 26 odası vardır ve 13 metre genişliğinde 35 metre uzunluğunda bir avluya sahiptir. Tarihi bina günümüzde otel, restoran ve kafeterya olarak kullanılmaktadır… Avluya açılan orta çağ dükkanları, otel odası olarak düzenlenmiştir. Bahçe kısmında, merdivenle inilen büyük bir sarnıç vardır. Bahçenin manzarası, bir yanıyla yukarıdaki kale surlarına, aşağıdaki Akdeniz’e ve kumsala bir yanıyla da Toros dağlarına hakimdir. Bedesten, işletmecisinden izin alınarak gezilebilir.
DARPHANE
Yarımadanın ucunda, uzunluğu 400 metreyi bulan sarp kayalıklardan oluşan Cilvarda burnu üzerindeki yapılardır. Halk arasında “darphane” olarak anılmasına karşın kesme taştan inşa edilmiş binalarda para basılması söz konusu değildir. 11. yüzyıldan kalma taş yapılardan biri küçük bir kilisedir, diğerlerinin ise manastır olarak kullanılma olasılığı yüksektir. Küçük kilisenin kubbesi ayakta durmaktadır. Kayaların üstünde bir de sarnıç vardır. Cilvarda burnundaki yapılar topluluğuna İç Kale’den kayalara oyulmuş basamaklarla bir yol bulunmasına karşın yol günümüzde kullanılamaz durumdadır. Denizden çıkış ise zor ve tehlikelidir. Gerek İç Kale’den seyredildiğinde gerekse denizden teknelerle burnu dönerken, etkileyici bir görüntüsü vardır.
AKBEŞE SULTAN MESCİDİ
Kale içinde, Bedesten’in batısında, Süleymaniye Camisi’nin 100 metre kadar ilerisindedir. Alaaddin Keykubat’ın Alanya Kalesi’ndeki ilk kumandanı Akşebe Sultan tarafından 1230 yılında yaptırılmıştır. Dışı kesme taş, içi ve kubbesi tuğla örülüdür. Kare planlı ve iki odadan oluşur. Odalardan biri mescit, diğeri Akşebe Sultan’ın mezarının bulunduğu türbedir. Türbede, üç mezar daha vardır. Eski kalıntılardan mescidin apsisinin çinili olduğu anlaşılmaktadır. Kitabesinde “Tanrı yerin ve göklerin gaiblerini bilir. Allah’ın mescitlerini ancak O’na ve ahiret gününe inananlar imar ederler. 1230 yılında yüce sultan Alaaddin’in günlerinde Tanrı’nın rahmetine muhtaç zayıf kulu Akbeşe yaptırdı” yazmaktadır. Mescidin birkaç metre uzağında moloz taştan kaide üzerinde tuğla gövdeli silindirik bir minaresi bulunur. Şerefe kısmında biten minarenin ilginç bir görüntüsü vardır.
ANDIZLI CAMİ
Tophane Mahallesi’ndedir. Adını hemen yanındaki andız ağacından alan cami 1277 yılında Emir Bedrüddin tarafından yaptırılmıştır. Emir Bedrüddin Camisi de denir. Selçuklu döneminin özgün mimari özelliklerini taşır. Kesme taştandır, yüksek olmayan bir minaresi vardır. Minberi, Selçuklu tahta oymacılık sanatının en güzel örneklerinden birini yansıtır. Camiye, Kızılkule’nin yanından aşağı kapı yoluyla gidilir.
SİTTİ ZEYNEP TÜRBESİ
Kale’ye çıkan yol üzerinde, büyük bir kayanın üzerindedir. Selçuklu ya da Osmanlı döneminden kaldığı tahmin edilmektedir. Yapı, kare planlı ve kubbeli iki odadan ibarettir. Odalardan birinde uzunca bir sanduka vardır; diğer oda boştur. Evliya Çelebi, binanın Bektaşi tekkesi olduğunu yazar. Sitti Zeynep hakkında kesin bir bilgi yoktur. Kanuni Sultan Süleyman dönemi Osmanlı vakıf defterlerinde türbeye ait vakfın adı “Sitti Zeynep bin’t Zeynülabidin” olarak geçmektedir. Türbede mezarı bulunan kişinin bir eren olduğu sanılmaktadır. Türbenin bulunduğu kayanın içine antik çağda ikişer metre uzunluğunda üç lahit oyulmuştur. Antik mezarlar, bir dönem su deposu olarak kullanılmıştır.
HIDRELLEZ KİLİSESİ
Alanya merkezine 10 kilometre uzakta Hacı Mehmetli Köyü sınırları içinde Hıdır İlyas mevkiindedir. Akdeniz’e gören bir yamaç üzerine 19. yüzyıl başında kurulduğu sanılan kilise, günümüzde de Hıristiyan ve Müslüman ziyaretçiler tarafından ibadet amacıyla kullanılmaktadır. Çatısı kagir, duvarları taş ve küçük bir apsisi olan kilise dikdörtgen planlıdır. Kilisenin içinde ahşap süslemeli bir ara kat vardır. Duvarlardaki freskolar bozulmuştur. Kilisenin 1873 yılında onarım gördüğü kitabesinden anlaşılmaktadır. Alanya Müzesi’nde sergilenen kitabe, Grek abecesi ile Türkçe (Karamanlıca) yazılmıştır. Kilise, Alanya’da yaşayan ve Türkçe konuşan Ortodoksların 1924 yılındaki mübadelede Yunanistan’a gitmeleriyle kapanmıştır. Yanında su kaynağı bulunan Hıdrellez Kilisesi’nin bir adı da Agios Georgios Kilisesi’dir. Kilisenin benzerlerine Antalya Kaleiçi’nde de rastlanmaktadır. Ören yerine giriş ücretsizdir.
ŞARAPSA HANI
Alanya’nın 13 kilometre batısında şehirlerarası karayolu üzerinde 13. yüzyıldan kalma bir yapıdır. 1236-1246 yılları arasında Selçuklu Sultanı olan Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından tarihi ipek yolu üzerinde kervansaray olarak yaptırılmıştır. Bir dönüme yakın araziye inşa edilen yapının duvarları iri kesme taşlarla örülüdür. Orta çağın önemli konaklama merkezlerinden bir olan kervansaray günümüzde eğlence merkezi olarak kullanılmaktadır.
ALARA KALESİ
Alara Kalesi, Alanya’nın 37 kilometre batısında, denizden 9 kilometre içeride Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından 1232 yılında yaptırılmıştır. İpekyolu üzerindeki kalenin işlevi, Alara Çayı kenarındaki handa mola veren kervanların güvenliğini sağlamaktır. Kale 200 metreden 500 metreye kadar çıkan sarp bir tepe üzerinde kurulmuştur. Görkemli bir görüntüsü vardır. Dış ve iç kale olarak iki kısımdır. 120 basamaklı karanlık bir dehlizden kalenin içine girilir. Ören yeri olarak düzenlenerek ziyarete açılmadığı için yaban otları ve yıkıntılara dikkat etmek gerekir. Kalenin içinde kayalar oyularak tüneller yapılmıştır. Kalıntılar arasında küçük bir saray, kale görevlilerinin odaları, cami ve hamam vardır. Surları ve patikaları izleyerek Alara Kalesi’nin zirvesine çıkmak isteyenlerin en az bir saatlik tırmanışı göze almaları ve buna göre donanımlı olmaları gerekir. Zirvedeki manzara ise yorgunluğa değecektir.
ALARAHAN
Alara Kalesi’ne 800 metre uzakta bir düzlükte ve Alara Çayı kıyısındadır. Tümüyle kesme iri taşlarla 2 bin metrekare üzerine kervansaray olarak inşa edilmiştir. 1231 yılında yapılan han birkaç yıl önce onarılmış ve bugün restoran ve alışveriş merkezi olarak kullanılmaktadır. Kervansarayın nöbetçi kulübesi günümüzde de özelliğini korumaktadır. Kervansarayın ikinci kapısı, yolcuların kalacağı mekanlara açılır. Uzun bir koridorun iki yanında odacıklar bulunur. Kervansarayın içinde çeşme, mescit ve hamam vardır. Yapının onarımı sırasında ortaya çıkan taş ustaların imzaları da dikkat çekicidir. Alaaddin Keykubat, Alanya’daki kitabelerde kendisini “Kara ve iki denizin sultanı, Arap ve Acem ülkesinin sahibi” olarak nitelerken, Alarahan’daki kitabesinde “Rum, Şam, Ermeni ve Frenk memleketlerinin fatihi” ünvanını da almıştır. Alarahan’a giriş ücretlidir. Handaki restoranın yanı sıra Alara Çayı’nın kenarındaki küçük kır lokantalarında da yemek yenilebilir ve servis yapılıncaya kadar çayda yüzülebilir.
KARGI HAN
Alanya’nın batısında, Kargı çayının kuzeyindedir. Hanın kitabesi olmadığı için yapım yılı hakkında bilgi yoktur. 46 metre eninde, 50 metre boyunda taş yapıdır. Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Akdeniz ile İç Anadolu’yu bağlayan yol üzerinde, Kesikbel mevkiinde kervansaray olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Odalarının hepsinin tavanında hava bacaları bulunmaktadır ve odalar orta avlunun etrafında sıralanmıştır. Kapının karşısında taştan oyulmuş sabit hayvan yemlikleri bulunur. Yapı harap durumdadır.
Yaşam
GÜNDELİK YAŞAM
Türkiye Cumhuriyeti, 1923 yılında Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulan laik ve demokratik bir hukuk devletidir. Avrupa Konseyi’ne üye, Avrupa Birliği’ne tam üye adayı olan Türkiye’nin başkenti Ankara, para birimi Yeni Türk Lirası’dır. Türkiye’de trafik sağdan işler; şehirlerarası karayollarında azami hız 90 kilometredir. Trafik polisleri, radarla hız kontrolü yapar. Türkiye’de resmi mesai saatleri 08.00-17.00 arası; resmi hafta tatili cumartesi ve pazar günleridir. Alanya, Antalya iline bağlı yaklaşık 100 bin nüfuslu bir ilçedir. Alanya’da merkez belediyenin yanında 15 belde belediyesi daha vardır. Fiyatlar, serbest piyasa koşullarına göre belirlenir ancak dükkanlarda etiket bulundurulması zorunludur. Alanya’da güvenlik merkezde polis, beldelerde jandarma tarafından sağlanır. Güvenlik kuvvetlerinin görev ve yetkileri Avrupa Birliği standartlarına göre düzenlenmiştir. Denizden gümrük kapısı vardır ve yabancı bayraklı tekneler Alanya’dan Türkiye’ye giriş yapabilir. Banka şubelerinde uluslararası para işlemleri yapılır, otomatik banka makinelerinde kredi kartları kullanılır. Başta dolar ve euro olmak üzere dövizle alışveriş söz konusudur. Ayrıca döviz bürolarında da para bozdurulabilir. Üç ayrı cep telefonu operatörü uluslararası iletişim hizmeti verir ve cep telefonlarına kontürlü kart takılabilir. Alanya’da otomobil, cip ve motosiklet kiralayan çok sayıda acente vardır. Kentte tam donanımlı bir devlet, bir üniversite ve iki özel hastane aralıksız sağlık hizmeti verir ayrıca bir diyaliz merkezi ile her beldede sağlık merkezi bulunur. Hastanelerde ulusal sağlık sigortalarının yanı sıra Avrupa ülkelerindeki sigortalar da geçerlidir. Alanya’daki sigorta acenteleri de her türlü sigorta işlemini yürütür.
YEMEK
Alanya’ya gelmişken nasıl bir yemek isterdiniz? Alanya’da Çin, Meksika, İtalyan ve daha birçok mutfağı rahatlıkla ve lezzetle bulabileceğiniz birçok restoran vardır. Önerimiz önc el ikle Türk yemeklerini, ustaların özenle hazırladığı “şiş kebap” gibi egzotik kebap türlerini ve Alanya’nın kendine özgü yemeklerini tatmanız olacaktır. Restoranlardaki mönülerde neredeyse tüm Avrupa dillerinin kullanıldığını göreceksiniz. Bu arada balık tercih ediyorsanız; balıkçıların daha bu sabah Akdeniz’in derin sularından getirdiği balıklara buyurun şöyle bir bakın…
Kararınızı verinceye kadar bir dilim beyaz peynir ve mevsimi ise bir dilim kavunla Rakı’ya başlayabilirsiniz…
Rakı
Aman aklınızda bulunsun, ünlü Türk içkisi Rakı su katılarak ve yavaş yavaş içilir. Yeni başlayanlar için ideal ölçü, uzun ince bardağa üçte bir oranında Rakı koyduktan sonra buz payı bırakacak şekilde su ilave etmektir. Rakı içmeye, özellikle zeytinyağlı meze türü yiyeceklerle başlanmalı ve daha sonra yemekte devam edilmelidir.
Türk Kahvesi
İyi bir kahve için, yeni kavrulmuş kahve çekirdeklerinin, pişirme işleminden az önce çekilmiş olması gerekir. Türk kahvesi; damak tadına göre şekersiz, az şekerli, orta şekerli ve şekerli içilir. Kahve fincanının porselenden ve ağız kısmı ince olanı makbuldür. Kahve servisi, bir bardak su ile birlikte yapılır.
GECE HAYATI
Alanya’da güneşin batışı yeni bir yaşamın müjdesini verir ve gece yaşamı güneş yeniden doğuncaya kadar sürer… Barlar, diskotekler kendini genç hisseden herkesi ağırlar. Dans, müzik ve eğlencede sınır yoktur. Batı müziği, Türk müziği, canlı müzik, disk jokeylerin seçtiği müzik, en hızlısından en romantiğine kadar adım başı farklı bir müzik sesi yükselir Alanya’dan. Gökyüzündeki yıldızlar bile dans eder.
KÜLTÜR SANAT
Alanya, kültür ve sanat etkinlikleri bakımından sürprizlerle doludur. Bir gün Alanya Kültür Merkezi’nin önünden geçerken kendinizi b el ges el film festivalinde bulabilir; limanı seyretmek için Kızılkule’nin terasına çıktığınızda uluslararası bir sanatçının arp konserine katılabilir; Alanya Kalesi’nde yüzyıllar öncesini hayal ederek girdiğiniz bir odada postmodern
bir resim sergisiyle karşılaşabilir; bir yaz akşamı İsk el e Meydanı’nda el inizde dondurma külahı ile yürüyüş yaparken uluslararası bir orkestranın Beethoven dinletisine ya da davullar eşliğinde ulusal bir folklor gösterisine tanık olabilirsiniz. Alanya’da sokakta dolaşırken, anayollardaki pankartlara dikkatle bakmanızda yarar vardır; her an bir kültür sanat etkinliğinin duyurusu yapılabilir ve bu etkinlikler gen el likle ücretsiz izlenir. Ayrıca vizyona giren en yeni filmleri Alanya’nın üç sinemasının on salonunda takip edebilirsiniz.
ALANYA’DA ALIŞVERİŞ
Alanya tüm konuklarına ve halkına çok çeşitli alışveriş imkanları sunan bir kenttir .Alanya’da en nadide içki ve peynir çeşitlerinden dünyaca ünlü modacıların giysilerini de bulabilirsiniz. Ayrıca Alanya’da haftanın çeşitli günlerinde kurulan semt pazarlarında Alanya’da yetişen Akdeniz’e özgü meyve ve sebz el erinin yanında daha önce hiç tatmadığınız egzotik meyv el erin de tadına bakabilirsiniz. Bunun yanı sıra Alanya’da yüzlerce derici, halıcı, kuyumcu ve hediy el ik eşya dükkanı cazip fiyatlarla satış yapar.
SPOR
Alanya’da spor denince akla ilk g el en dünya klasmanında önemli bir yeri olan ve her yıl ekim ayında koşulan uluslararası triatlon yarışmasıdır. Ancak Alanya, yüzme maratonu, dağ bisikleti, plaj voleybolu, plaj futbolu, sokak hentbolü, skyball, plaj hentbolu, sokak basketbolu, atletizm gibi 13 farklı dalda uluslararası spor yarışmasına da ev sahipliği yapar. İlkbahardan sonbahara dek Alanya’da mutlaka uluslararası bir spor etkinliği vardır
|
|
Filed Under (Alaçatı) by admin on 25-01-2008
|
İzmir ilinin, Çeşme ilçesine bağlı Alaçatı beldesi, Çeşme yarımadasının “ince belinde”, rüzgarın kuzeyden güneye, güneyden kuzeye cirit attığı koridorun merkezinde yer alır. Yazın hakim rüzgar olan poyraz Alaçatı’ya “nefes aldırır”, kışın ise daha çok esen lodos beldede ılık bir iklim oluşturur. Alaçatı’da rüzgarlı gün sayısı (yılda 330 gün ile) Türkiye ortalamasının çok üzerindedir, bu da beldeyi dünyanın en önemli rüzgar surf’ü merkezlerinden biri yapmıştır.
Kuzeyinde kumsalıyla ünlü Ilıca, güneyinde rüzgar surf’ü klüplerinin olduğu Alaçatı limanı, batısında zeytinlikler ve yeni yeni bağlarla kaplanmaya başlayan Karadağ bulunur.
Denizden 3 km. içeride yer alan Alaçatı’nın denizden yüksekliği ise 16 metre. İzmir’den 70 km. uzaklıkta olan Alaçatı’ya, 90 km. uzaklıkta olan Adnan Menderes Havaalanından da ulaşım otoyolla çok kolay. İstanbul’dan kendi aracıyla yola çıkanlar için Yenikapı- Bandırma feribotundan indikten sonra 340 km.lik bir yol, Balıkesir- Manisa- İzmir üzerinden sizi 4-5 saatte Alaçatı’ ya ulaştırıyor.
Ayrıca Alaçatı’ya Varan ve Ulusoy firmalarının düzenli otobüs seferleri var. İzmir’den Alaçatı’ya otobüsle ulaşmak için ise İzmir Garaj’dan veya Üçkuyular Garaj’dan Çeşme Seyahat otobüsüne binmeniz yeterli, 1 saat içinde Alaçatı’dasınız.
Deniz yoluyla Alaçatı’ya gelecekler içiNo: Alaçatı yat limanı 38 derece 15 dakika kuzey enlemi ve 26 derece 23 dakika doğu boylamındadır. Alaçatı’nın bazı merkezlere uzaklığı şöyle:
Alaçatı – İzmir : 70 km.
Alaçatı – Çeşme : 7 km.
Alaçatı – Ildır : 15 km.
Alaçatı – Efes : 155 km.
Alaçatı Rum’lar zamanında bağcılık ve şarapçılık ile tarihinin parlak bir dönemini yaşadı. Mübadele sonrası ise Alaçatı’nın zorlu yılları başladı. Balkan’lardan gelen Müslüman Türkler bağcılık ve zeytincilik bilmezlerdi. Böylece Alaçatı’daki bağlar sökülüp yerine Selanik göçmenleri tütün diktiler; Kosova ve Bosna göçmenleri ise bildikleri iş olan hayvancılığa başladı. Ancak iklim ne tütün, ne de hayvancılık için uygun değildi. Binbir eziyetle yetiştirilen tütünden Alaçatı’ya gelen para ancak karın doyurmaya yetiyordu.
1990 larda ilk rüzgar sörfü tutkunları geldi limana, 2000 li yıllarda da taş ev meraklıları…2001 yılında ilk küçük otel açıldı, yalnızca 3-4 yıl içinde Alaçatı Türkiye’nin en gözde tatil yörelerinden biri haline geldi.
Alaçatı kendini diğer beldelerden nasıl farklı kıldı?
Bozulmadan korunmuş, neredeyse en genci 100 yaşında olan taş evler birer birer onarıldı; küçük oteller ve restoranlar açıldı. Alaçatı’da Türkiye’nin en güzel küçük otellerinde konaklayabilir, restoranlarında en güzel yemeklerini yiyebilirsiniz. Alaçatı “kentsel sit” ilan edildi, beldemizde binalar aynen korunmak zorunda ve geleneksel mimariye uygun olmayan, çok katlı yeni bina yapılması artık mümkün değil.
Alaçatı artık dünyanın en önemli rüzgar sörf’ü merkezlerinden biridir, bir çok uluslar arası yarışma beldemizde yapılır. Alaçatı sahilleri Akdeniz’in en temiz denizlerine, en güzel plajlarına sahiptir. Alaçatı’da sabahlara kadar yüksek sesli müzik yayını yapılmasına, bar veya diskotek açılmasına Belediye’miz izin vermiyor. Alaçatı’daki kahvelerde plastik sandalye göremezsiniz. Alaçatı’da sokaklar hala parke taşıyla kaplıdır. Alaçatı sokaklarında yazın klasik müzik dinletilerine rastlarsınız.
Alaçatı’nın Arnavut kaldırımı taşı ile kaplı dar sokaklarını iki ya da tek katlı taş evler gölgeler. İşte bu tarihi mimari doku Alaçatı’nın sahip olduğu en önemli ekonomik değerdir.
Beldemizin bozulmadan keşfedilmesi ve taş evleri restore ederek yerleşenlerin, koruma amaçlı yapılaşmaya önem vermesi nedeniyle, Alaçatı, ülkemizin kontrollü gelişen ve korunan beldelerinden biri, belki de en güzeli haline gelmiştir. Alaçatı evlerinde yöreden çıkarılan ve işlendikten sonra sertleşen beyaz taş kullanılır. Bu taş, zaman içerisinde sarararak binaların yaşını yansıtır.
Alaçatı evlerinde alt kat duvarları, birinci kat duvarlarına göre daha kalın işlenmiştir. Duvar yapımında çimento yerine kullanılan harç (içinde toprak, kireç, saman, yumurta akı vs. olan), evlerin kışın sıcak, yazın soğuk kalmasını sağlar. Bazı evlerin tamamında taş, bazılarının ise alt katında taş, üst katında tuğla ya da ahşap kullanmıştır.
Beldemizde yeni inşa edilen evler, taşın maliyeti yüksek bir inşaat malzemesi olması nedeniyle, tuğla kullanılarak, köy sıvasıyla eski tarza uygun olarak yapılmaktadır. Eski evlerin çoğunda görüleceği gibi, dış etkenlerden korunmak amacıyla sıva ve sıva süsleri bolca kullanılmıştır. Sıva yapılmadan taş gösterilmek istenen duvarlarda, taş fazla işlenmeden ,sadece fazla çıkıntıları düzeltilerek, doğal görüntüsü korunarak kullanılır. Taşlar düzgün dikdörtgen haline getirilmeden, değişik boyutlarda yatay olarak yerleştirilir ve aralarda küçük taşlar da kullanılır. Bir Alaçatı evinde taş duvar görüntüsü vermek için kulanılan, taş kaplama veya kayrak kaplama, kesinlikle yapının görüntü kalitesini düşüren uygulamalardır.
Sıvayla korunmuş eski Alaçatı evleri açık renk kireç badana ile boyanmıştır. Bunlar beyaz ve oksit sarı tonlarıdır. Kapı ve pencere kenarları bir çok evde çivit mavi kullanılarak çerçevelendirilmiştir. Pembe, yeşil, mavi, kırmızı gibi renkler Alaçatı kültüründe yoktur.
İç bahçesi (avlu) olan evlerin 2- 4 metre yükseliğindeki bahçe duvarlarının kalınlığı 50 cm.dir. Evlerin pencereleri düz veya kemerli olarak yapılıp, dik ve uzundur. Yatay ve geniş pencereler kullanılmazlar. Depreme dayanıklı olması için kapı ve pencereler bina köşelerinden en az 1 m. uzaklıkta yer alır. Genelde kalın duvarlar güneş ışığının pencere boşluğundan odaya yayılmasını engeller. Bu nedenle pencerelerin bina içine bakan boşlukları genişletilerek ışığın daha bol girmesi sağlanır.
Kapı ve pencere kepenkleri binayı süsleyen en önemli unsurlardır. Bu nedenle, ahşap veya demir dışında malzeme kullanılmamaktadır. Alaçatı evlerinde alaturka kiremit kullanılmıştır. Çatı köşe süslemeleri “kartal kanadı” denilen, iki oluklu kiremit kullanılarak yapılır. Alaçatı evlerinde zemin döşemeleri ahşap, kayrak taşı, doğal renkli ve klasik desenli karo plakalarla kaplanmıştır. Tamamen ahşap yapılan kat arası döşemelerde, kalın taşıyıcılar dikdörtgen veya yuvarlak formda yerleştirildikten sonra döşeme altı atkılar atılır ve döşeme tahtası çakılır. Eski zamanlarda Alaçatı evlerinin alt katları tütün depolamak veya hayvan barındırmak için; üst katları ise yaşam alanı olarak kullanılmıştır.
Alaçatı’nın merkezi 2006 yılında “kentsel sit” ilan edilmiştir. Eski evleri aslına uygun olmaksızın onarmak veya geleneksel mimari dokuya aykırı unsurlar içeren yeni binalar yapmak yasaktır. Günümüzde onarılan bir çok taş ev, küçük otel, restoran, kafe ve alışveriş noktası olarak Alaçatı ekonomisine katkı sağlamaktadır.
|
|
Filed Under (Akyaka) by admin on 25-01-2008
|
Türkiye’nin en Güney Batı ucundaki Muğla ilinin sınırları içinde yer alan Akyaka, Gökova körfezinin doğu ucundadır. Marmaris ile Muğla’yı birleştiren yolun yaklaşık olarak orta noktasında bulunan Akyaka Beldesinin nüfusu kışın 1500 dolaylarında olup, yaz aylarında 3-4 bine ulaşmaktadır. Gökova körfezinin bittiği yerde, 1000 m.lik Sakartepe dağı ile kuzeyden, Gökova ovası ile güneyden kuşatılan Akyaka, bu konumu ile belki de Türkiye’nin en güzel yerlerinden biridir. “Gökova” ovasının sazlıklarına gelen yüzlerce değişik kuş çeşidi ile Akyaka ziyaretçilerine unutulmaz manzaralar sunar.
Antik çağlardan beri üzerinde yerleşim olduğuna inanılan bu topraklarda Akyaka günümüzde yakın yıllara kadar gözlerden uzak küçük bir balıkçı köyü olarak varola gelmiştir. Akyaka’nın “keşfi” ise 1970’lere dayanır. O yıllarda çok küçük çaplı da olsa, bir turizm faaliyeti başlamıştır. Çıvar il ve ilçelerden gelen ziyaretçiler ile, büyük şehirlerden kaçanlar, Akyaka’nın bakır doğasına, yazın bile hiç kesilmeyen tatlı meltemine akın etmeye ve yavaş yavaş Akyaka’da yazlık evler, turistik tesisler inşa etmeye başlamışlardır.
Ve sonunda, 1980’lerdeki turizm patlaması ile birlikte Akyaka da bir patlama yaşamış, bugünkü “turistik belde” görünümünü almıştır. Yerli ve yabancı turistleri Akyaka’ya çeken “atraksıyonlar ” içinde “Kadın Azmağı”nın sevimli konukları olan su samurlarını da (lutra lutra) unutmamak gerekir. Ayrıca Akyaka’nın güneyinde yer alan “Gökova” sazlığının göçmen kuşları, flamingolar ve pelikanlar da Akyaka’ya ayrı bir güzellik katarlar.
Akyaka’nın kuzeyindeki Sakartepe ise “yamaç paraşütçüleri” için biçilmiş kaftandır.
Ayrıca “Kadın Azmağı” boyunca yer alan balıkçı restoranlarının ünü bütün Türkiye’ye yayılmış durumdadır.
|
|
Filed Under (Akçakoca) by admin on 25-01-2008
|
Akçakoca doğal güzellikleri, denizi kumsalı ve hatta dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan pırıl pırıl tane tane kumuyla, yeşil ve mavinin iç içe geçtiği, zengin tarihi mekanları ve doğal güzellikleri ile yalancı bir cennet gibidir…
Akçakoca Düzce ilimize bağlıdır ve yüz ölçümü 463 kilometrekare dir.
Akçakoca Karadeniz kıyı şeridinde 35km uzunluğunda, geniş ve uzun kumsalları ile doğal bir plaj halindedir.
Akçakoca özellikle 1950 li yıllardan sonra Türkiye turizminde önemli merkezlerden biri haline gelmiştir, Akçakoca nın büyük kentlerden ulaşım kolaylığı, doğal güzellikleri, uzun ve tertemiz kumsalları ile halen turizmde önemli bir yerdir.
Akçakoca denizi ve kumsalları kadar bitki örtüsü bakımındanda bozulmamış ve ziyaretçi çeken önemli bir merkezdir, bölgedeki kayın, kestane, ıhlamur, çınar, meşe ağaçlarından oluşan bitki örtüsü tatilcilere doyumsuz bir seyir zevki verir.
Akçakoca tarihi dokusu bakımındanda son derece önemli merkezlerimizden biridir, Akçakocanın tarihi bakımından kesin bilgi ve belgeler bulunmamasına rağmen bölgede yapılan kazılarda Akçakoca nın M.Ö. 1220 yıllarına kadar kalıntılar bulunmaktadır. Roma ve Bizans dönemlerinde ise Akçakoca nın adı Diapolis olarak geçmektedir.
Akçakoca’da turizm 1948 yılından itibaren başlamıştır. Önceleri Ankara’dan vazife icabı gelen ailelerin tavsiyeleri ile isim yapan deniz, emsalsiz kumlar ve doğanın doyumsuz güzelliğini görmeye gelenler artmış böylelikle Türkiye’de ilk turizm hareketini başlatmış olan Akçakoca o zamandan bu zamana Türk turizmindeki önemli yerini her zaman korumuştur.
Akçakoca konumu, sosyal yapısı, doğal güzellikleri ve turizm yatırımları nedeniyle son yıllarda yoğun bir ilgiye sahip olmaktadır.
Yılın dört mevsiminde bir başka güzelliğin hakim olduğu Akçakoca’da gezilip görülecek cezb edici yerler olduğu gibi yapılabilecek birçok aktivitelerde vardır. Ayrıca bölgenin ekonomik ürünü taze fındığı ve fındık mamullerini, bölgeye özel meşhur dağ çileğini ve reçelini, böğürtlenini, nefis kestane balını tadıp satın alabilirsiniz.
Ceneviz Kalesi: Şehir merkezine 3 km. uzaklıda olup eşsiz panaroması, piknik ve mesire alanları, mavi bayraklı plajı ile ünlüdür.
Aktaş Şelalesi: İlçenin en yüksek bölgesinde olup 9 km. oto 2 km. yürüyerek ulaşılan bir doğa harikasıdır.
Fakıllı Mağarası: Son yılların en çok ziyaret edilen yerlerinden biridir. 3 metrelik bir giriş tünelinden sonra inanılmaz görüntülerin olduğu galerilere ulaşılmaktadır. Şehir merkezine 8 km.dir.
Cumayeri: Piknik alanı olarak düzenlenmiş olup eski bir hamam kalıntısı, camisi ve Evliya Ahmet Dede Türbesi ile tarihi ve dini bir misyon üstlenmiştir. Alan ulu çınarları ve yanı başındaki akar suyuyla bir dinlence yeridir.
Mehmet Arif Köşkü ve Mahalle Evleri: Özel bir mimariye sahip kimileri restore edilmiş, kimileri ise orijinal yapısıyla Akçakoca’nın merkezinde bulunan bu evler görülmeye değer özelliktedirler.
Aktiviteler
Tracking: Sarp kayalarla kesilmiş sahil boyunca ve şelale güzergahında doğayla içiçe
Rafting: Görülmeye değer Melen çayında
Olta Balıkçılığı: Melen çayı ve Karadeniz’de
Bölge ayrıca av sporuna müsait olup; bıldırcın, çulluk, zaman zaman domuz avcılığı yapılmaktadır.
Akçakoca’da istendiği takdirde ziyaret edilebilecek türbeler, tekkeler ve camiler mevcuttur.
Türbeler : Kaplan Dede Türbesi,Eren Türbesi, Koçbaba Türbesi, Tavşan Dede Türbesi, Kalpakcıbaşı Türbesi, Yeşh Efendi Türbesi, Kara Ahmet Türbesi
Tekkeler: Koçbaba Tekkesi, Hadımhoca Tekkesi, Kalpakcılar Tekkesi,
Camiiler: Cumayeri Camii, Korfar Camii, Yukarı Camii, Aşağı Camii, KapıkuluCamii,FaryanıCamii, Kızlarağa Camii yeni adı Merkez Camii olup külliye şeklinde özel bir mimariile inşa edilmiştir. Bu nedenle ve merkezde olduğu için bir çok ziyaretçisi vardır.
Tüm bunlardan başka yakın çevrede Yedi göller, Abant, Kartalkaya, Düzce Efteni Kuşcenneti, Samandıra Şelalesi, Antik Konuralp, Kdz. Ereğli Cehennem Mağarası görülmeye değer yerlerdir. Kısaca tarihiyle, doğasıyla, deniziyle ayrıcalıklı bir turizm bölgesidir Akçakoca…
ULAŞIM
İSTANBUL-AKÇAKOCA 250KM
ANKARA- AKÇAKOCA 275 KM
OTOBANDAN DÜZCE SAPAĞINDAN GİRİLİYOR
SAHİLE DOĞRU GİDİLİYOR
|
|
Filed Under (Ağva) by admin on 25-01-2008
|
Şehirden kaçmak için bu kez Karadeniz kıyısına, Ağva’ya geldik. Arkası orman, önü deniz ve iki nehir arasına kurulu bir köy Ağva.
Ağva zaten Latincede “iki dere arasındaki köy” anlamına geliyor. Göksu ve Yeşilçay dereleri Ağva’dan geçip Karadeniz’e dökülüyor.
Ağva’da yeme içme denince ilk akla gelen balık. Balık restoranlarının çoğu da Yeşilçay deresi kenarında. Ama biz bu sefer tekir ve istavritlerimizi Fener Büfe’de deniz kenarında dalga sesleri eşliğinde yiyelim diyoruz.
Fener Büfe’nin sahibi Celal Keskiner, balıkların tazeliği ve lezzeti konusunda iddialı. Ağva’da yaz kış balık yersiniz diyor.
Burada her kesime ve her keseye hitap eden yerler var. Zaten her lokantanın önünde girmeden önce fiyat listelerini görüyorsunuz. Göksu deresi tarafına gittikçe fiyatlar artıyor. O bölgelerde birçok yiyecek İstanbul’dan geliyor. Ama yemeğinizi nerede yerseniz yiyin, deredeki balıklara da birkaç parça atmayı unutmayın. Sanki deredeki bütün balıklar sizin attığınız yemlere geliyor. Zaten dere kenarında saatleriniz geçirebilirsiniz.
Ağva’nın nüfusu 3000 kişi civarında. Ama yazın özellikle haftasonları bu rakam 10. 000′e çıkıyor. Denizde ya da derede yüzmek için buraya gelenler de var, sadece lezzetli bir yemek için gelen de…
Deniz kenarına gidince, sizi Karadeniz’in dalgaları karşılıyor. Cankurtaran Necmettin, denizin her zaman böyle dalgalı olmadığını söylüyor. İki kilometrelik Ağva sahili özellikle haftasonları çok dolu oluyor.
Ağva’ya gelince Şile bezi almadan dönmek olmaz. Eğer cuma gününe denk geliyorsanız ayrıca buraya köylülerin getirdiği taze süt, yumurta, sebze ve meyveden de alabilirsiniz. Hiçbir şey almasanız bile köy pazarında gezinmek bile keyifli. Biz biraz geç kalıyoruz gerçi, sabah erken saatlerde gelmek gerekiyor ama hala herşey o kadar taze görünüyor ki… Mantar… Kiraz… Peynir… Sebzeler… Hepsi civar köylerden geliyor.
Pazardan sonra tabii hemen Şile bezi kıyafetler satan bir dükkana dalıyoruz. Her renkte el işlemeli birçok çeşit var. Terletmediğinden yaz için ideal bir giysi.
Ağva esnafı ve halkı da güleryüzlü. Ağva’nın merkezindeki dükkanlarda da takılara bakıyoruz. Rengarenk çeşit çeşit boncuklar, kolyeler ve küpeler bizleri bekliyor.
Ağva’ya gelenler, genelde bir tekne turu yapmadan gitmiyor. Turlar tekne dolunca kalkıyor ama pek sıra beklemiyorsunuz, hemen mavi ve yeşil sulara açılıyorsunuz. Biz bu kez Göksu Deresi’nde salla gezmeyi tercih ediyoruz. Yanımızdan geçen deniz bisikleti, kano ve sandallardakilerle selamlaşarak ilerliyoruz.
Son yıllarda yeni açılan tesislerle, Ağva yepyeni bir kimliğe bürünmüş. Artık küçük bir sahil kasabası havasında değil. Bazı haftasonları aşırı ilgi görmeye başlaması, aslında Ağva sakinlerini pek memnun etmiyor. Çoğu işletmeci, müdavimlerimiz bize yeter diyor.
Göksu deresi tam anlamıyla yeşil bir cennet. Her tarafınız yemyeşil. Su da. Ama bu renge aldanmamak gerek. Cam bir bardağı suya daldırıyoruz. Neredeyse içilecek kadar berrak bir suyu var aslında Göksu’nun. Yeşil renk etraftaki ağaçların ve derenin dibindeki yosunların renginin bir yansıması.
Göksü deresinde yüzülüyor. Ama denize girmek isterseniz, dere kenarındaki otellerin hemen hepsi, sizi tekne ile koylara bırakıp, istediğiniz saatte alıyor. Su sporları meraklılarına da birçok imkan var.
Balık tutmak isteyenlerin de oltası pek boş kalmıyor. İki dere ve deniz olunca, bizim gibi acemi balıkçıların bile şansı bol.
Göksu deresini köprü üzerinden geçmek mümkün ama sal evlerle karşıdan karşıya geçmek çok daha keyifli.
Ağva, çevresindeki Kilimli ve Kadırga koyları, korular, şelaleler ve keşfedilmeyi bekleyen doğa köşeleri ile yürüyüş yapmak isteyenlere bir çok alternatif sunuyor. Yöredeki, çadır kamp alanı da yaz aylarında ilgi görüyor. Kamp alanının hemen yanında, mantı ve gözleme yapanları görünce, yanlarına gidiyoruz. Yol koyulmadan önce mantı sarıyoruz biraz.
Ağva’ya gelmek çok kolay ama buradan ayrılmak çok zor. İstemeye istemeye beslediğimiz balıkları, leziz yemekleri ve dereleri arkamızda bırakıp şehre dönüyoruz.
Ulaşım
İstanbul’a 97 kilometre uzaklıkta olan bu şirin beldeye giderken gördüğünüz manzara sizi büyülemeye yetecek. Yolculuğunuz sırasında sağlı sollu uzanan ağaçları görmek bile çok keyif verici. İstanbul’dan Ağva’ya ulaşmak için öncelikle Şile’ye gitmeniz gerekiyor. Şile’ye kadar yol otoban kalitesinde…
Şile’ye ulaştıktan sonra; iki seçenekle Ağva’ya gidebilirsiniz;
Birincisi, sahil yolu; Şile Çayırbaşı’ndan iki yol ayrılıyor. Sahil yolu, Kabakoz, Akçakese yolunun devamında karşınıza Şuayipli çıkacak, İsaköy dönüşüne geldiğinize Ağva tabelaları size çok yardımcı olacaktır.
Şile’ den Ağva’ya ikinci yol güzergahı ise;Çayırbaşı’ndan, Teke köyüne giden yolu takip ettiğinizde Teke,Gökmaslı ve İsaköy istikametinin devamında Ağva’ya ulaşabilirsiniz.
Gebze tarafından ulaşım için;Mollafenari istikametine doğru gidin. Tem yolunu takip edin, soldan Teke yoluna sapıp, Yağcılar, Değirmençayın yolunu takip edin. Teke’ye geldiğinizde sağdan İsaköy yoluna sapın ve Ağva’dasınız.
İzmit tarafından ulaşım için;Kandıra otobanı ile ilk önce Kandıra,Akçaova ve sonra Ağva karşınızda olacak.
Karadeniz bölgesinden ulaşım için ise; Akçakoca yolunu takip ederek ulaşabilirsiniz.
Eğer Ağva’ya ulaşım için otobüs kullanacaksanız Haremde iett otobüslerinin kalktığı yerdeki yazahanemizden her saat başı kalkan otobüslerle; önce Şile’ye ardından da Ağva yoluna girerek yolculuğunuzu tamamlayabilirsiniz.
Ancak Ağva yolculuğu için bizim tavsiyemiz;özel aracınızla gelecek iseniz,giderken deniz yolunu, dönüşte ise orman yolunu tercih edin böylece Ağva’nın bütün güzelliklerini keşfetmiş olursunuz.
Ağva’ya ulaşımı otobüs ile yapıcak olan tüm halkımızın dikkatine.!!!
Üsküdar’da bulunan yazahanemiz tüp geçit projesi sebebi ile haremdeki iett otobüslerinin bulunduğu yere (Benzinliğin karşısına) taşınmıştır. Bu konuda dikkatli olmanızı tavsiye ederiz.
YEMEK
Derenin iki tarafında da irili ufaklı birçok restoran ve otel var. Bu tesisler, büyük şehir insanının ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte, son derece modern. Tabii gece ve gündüz sükunet ve huzur arayanlar için. Her tesisin kendine has özellikleri var.
Yeşilçay Tatil Köyü’nde odalara girdiğinizde mis gibi çam kokusu geliyor burnunuza, evler tamamen ahşap. Piccolo Mondo Oteli’nin Osmanlı tarzı odalarında ya da güneşlenme terasında otelin son derece sevimli köpeği Shiba’yla oynayarak şehirden tamamen kopmak mümkün. Greenline’da şarap eşliğinde peynir yiyerek daha romantik bir haftasonu geçirebilirsiniz. Ya da Riverside’ın villa dağ evinde veya bungalowlarında…
Pansiyonlarda kişi başı 10-25, Göksu’daki otellerde hafta içi 40-45 haftasonları ise 60-80 milyon arasındaki fiyatlarla kalmak mümkün.
Liman Balık Restaurant
0216 721 81 99
Antik Restaurant
0216 721 72 76
Fener Büfe
0216 721 84 46
|
|
Filed Under (Adrasan) by admin on 25-01-2008
|

Adrasan, Antalya’nın Kumluca ilçesine bağlı ve 1996 yılında belde olmuş. Çevresi çam ağaçları ile kaplı ilginç bir koya sahip. Karadan denize ters rüzgarlar alıyor ve bu yüzden rüzgar gücünün egemen olduğu geçmiş yıllarda yelkenliler bu koya giremeyip medeniyet izlerini Olympos, Phaselis, Antalya limanlarına taşımışlar. Adrasan ismi Rumca’dan geliyor ve belde yeni adıyla Çavuş köy olarak da tanınıyor. Sırtını Beydağları’na dayamış olan koyun zemini kum ve denizi sığ çevresi ise karayolu olmayan birbirinden ilginç doğal güzelliklerle dolu. Su sporlarına meraklı olanlar için de, eşi bulunmaz bir parkur niteliği taşıyor. Deniz suyu sıcaklığı yüksek ve sezonu uzun yörede, özellikle berrak ve 29 metreye yakın sualtı görüş mesafesine sahip deniz, balıkadam ve sualtı fotoğrafçıları için yeterli şartları oluşturuyor. Adrasan’ın kapalı koyu, geniş ve uzun bir kumsala sahip. Her yerinden denize girme imkanı var. Koyun karşısındaki Musa Dağı’na bağlı Eliğ, tepesi çökmüş bir deveyi andıran silueti ile ilgi çekiyor. Koyun başında Markız tepesi yer alıyor. Adrasan koyunun her iki tarafından çıkılan orman içi yükseklikler, koyun ne kadar estetik olduğu konusunda fikir sağlayacak güzellikler sergiliyor. Çevre gezilerine meraklı olanlar için Olympos antik kenti, sönmeyen ateşiyle mitolojik dağdaki Yanartaş, en yakın gezi yerleri. Çıralı, Kaş, Demre, Myra, Patara, Xantos, Phaselis ve Antalya ise diğer uğrak yerleriniz olabilir.
Adrasan Koyu, Deresi ve Çevresi
Tarifi zor bir atmosfer ayrılmak istemeyeceğiniz bir ortam. Gerçek dinlenmenin tam adresi Adrasan. Antalya, zaten turistlerin olmuş, bir kalabalık, bir sıcak, bir telaş kent içinde yoğrulurken Adrasan Antalya’nın 100 km uzağında huzur, sakinlik, vaat ediyor.
Antalya – Kaş yolu üzerinden ayrılıyor denize doğru 22 km lik yolu kullanarak Adrasan’a iniyoruz. Belde girişine yaklaşırken karşımıza çıkan çınar ağacı pek dikkat çekmese de sola Adrasan Deresi paralelinde denize yaklaşırken bambaşka bir dünya ile tanışıyoruz. Yola gündüz çıkanlar eğer hava karardıktan sonra yöreye ulaşıyorlarsa bu daha da şaşırtıcı oluyor.
Derenin yol tarafında araç trafiği, otopark imkanı için kullanılırken İstanbul Boğaz köprüsüne benzeyen sistemle kurulmuş olan asma köprüler tesislerin bulunduğu karşı yakaya geçme imkanı sağlıyor. Gerek köprülerin gerekse tesislerin dizaynını gösterir şekilde dizilmiş şerit ampuller farklı bir atmosfer yaratıyor. Denize doğru aktığı belli olmayan Adrasan Deresi içine kurulmuş özel loca teraslar ve çevresinde yüzen ve bir türlü doymak bilmeyen ördekler, kazlar şaşırtıcı bir güzellik sergiliyor. Özel hava akımına sahip dere boyunca esintili hava doğal klima görevi görüp nemi dağıtarak serinlik sağlıyor. Ocak Şubat aylarında yağışların etkisiyle derenin su seviyesi yükseliyor. Bunun dışında kalan zaman içinde ılık bir kış geçirmek isteyen yerli yabancı turistler değişken ve zindelik veren taze havanın keyfini sürüyorlar.
Uzun bir yaz mevsimi olan Adrasan’da anıtlaşmış çınar ağaçları gölgesinde konaklayan tatilciler zamanın büyük bölümünü bahçe, teras ve Adrasan’ın ünlü kumsalı ve denizinde geçiriyorlar. Kumluca ilçesine bağlı Adrasan’ın 2 km’lik kumsalı boyunca koyun sol başı Dere Mevkii olarak anılıyor. Tahtalı Dağları’ndan doğan kaynak suyu bünyesinde levrek, kefal gibi balıklar da barındırıyor. Koyun sağ başı ise otellerin pansiyonların bulunduğu hatta ikinci sokağın da açıldığı yoğun bölüm olarak da dikkat çekiyor. Çevreye ve yürüyüşe meraklı olanlar için trekking alanları bulunuyor. Mavikent-Gelidonya arasında denizin en haşin anında bile en sakin sığınak yeri olarak ünlenen kumsalı ve plajı ile cazibesini koruyan Oturak Koyu görülebiliyor. Oturak Koyu’ndan yakınlarında Karaöz Mahallesi ile karşılaşanlar Ankaralıların mekanı olarak bilinen 200′e yakın villanın süslediği günübirlik piknik alanlarına sahip bir başka özel koya giriyorlar. Karaöz’ün devamında sahili takip ederek Papaz İskelesi adlı koy çam ağaçları gölgesinde bir başka günübirlik piknik alanı olarak hizmet veriyor. Diğer yandan obaların da yer aldığı Antalya’nın en büyük kıyı şeridi olan Mavikent’te Finike’ye kadar ulaşan 25 km’lik kumsal istikbal vaad ediyor. Adrasan’da düzenlenen faaliyetler arasında dalgıç okuluna kayıt alan öğrenciler, tatile gelenler dalış kursları alabiliyor. Her gün grup dalışları Üç adalar mevkii ile Pırasalı ada ve Sulu ada mevkii’nde 25-30 metrede gerçekleştiriliyor ve öğrenciler kurs sonunda dalış sertifikalarına kavuşuyorlar.
Papaz Koyu’na yanaşan tekneler tuttukları balıkları Reis Balıkçılık firmasına teslim ederken diğer amatör balıkçılar da kayalık mevkiilerde zıpkınla veya oltayla balık iri balıklar yakalayabiliyorlar.
Yörede ki yayla’da yaşayan yörük köylüleri kendi ürettikleri tulum peyniri, tereyağı, kokulu portakal balı ve köy yumurtasını çevredeki turistik tesislere vererek değerlendiriyorlar.
|
|
Filed Under (Adana) by admin on 25-01-2008
|
Adana, Türkiye’nin güneyinde Akdeniz Bölgesi’nin Doğu Akdeniz Bölümü’nde yer alan 14.030 km² yüz ölçümüne ve 2.300.000 nüfusa (DİE, 2007 yılı nüfus sayımına) sahip bir ildir.
Adana ili, yönetsel olarak 13 ilçe, 10 bucak ve 547 köyden oluşmaktadır. Adana ili ve il merkezi Türkiye’nin en önemli tarımsal üretim bölgelerinden olan Çukurova Deltası’nda yer alır ve esas olarak gelişimi ve ekonomisi tarımsal üretim ve tarıma dayalı endüstri yoğunlukludur. Adana kenti, Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin oluşturduğu Çukurova Deltası’ndan kuzeydeki dağlara doğru hafif bir eğimle yükselen alüvyal dolgu taraçalardan biri üzerinde, denizden yaklaşık 40 km içeride (ve kuzeyde) kurulmuştur. Denizden yüksekliği il merkezinde 23 m’dir. Seyhan Nehri, bu düzlükte bir kaç metre gömülmüş geniş bir yatak içinde kentin kuzeyinden güneyine akar. Irmakla kentin kurulduğu düzlük arasındaki düzey farkının azlığından doğan sel baskınları, Seyhan Barajı’nın yapımından sonra hemen hemen ortadan kalkmıştır. Adana kentinin çekirdeğini, sırtını doğuda Seyhan ırmağına dayamış olan Tepebağ yükseltisinin çevresindeki dairesel yerleşim oluşturur.

Roma döneminden kalma Taş Köprü,(Taş Köprü,1500 yıllık tarihiyle Dünya üzerinde halen kullanılmakta olan en eski köprüdür.) burayı Seyhan’ın sol kıyısına bağlar. Uzun süre orta halli bir taşra kenti özelliğini koruyan, nüfusu 20.000-30.000 arası olan Adana; 19. yy’ın ikinci yarısında gelişmeye başladı. Bu gelişme özellikle 1950′den sonra hızlanarak Adana’ya bugünkü büyük kent özelliğini kazandırdı. 1886′da, kent, demir yoluyla Mersin Limanı’na bağlandı. Hicaz Demiryolu Birinci Dünya Savaşı yıllarında Torosları aşarak Adana’ya ulaştı. Bu gelişmeler sonucu kent, özellikle 1950′den sonra eski çekirdeğin çevresinde daha çok Kuzey-Batı’daki istasyona ve batıya doğru olmak üzere hızla yayıldı, çekirdek bölümde kimi düzenlemeler yapıldı. Planlı yeni mahalleler kuruldu, geniş caddeler ve parklar açıldı. Bu gelişmeler sırasında büyüme Seyhan’ın sol yakasına taştı. Türkiye’deki kentleşme sürecinin en hızlı olduğu yerleşmelerden biri olan Adana, Akdeniz Bölgesi’nin ticaret, sanayi ve sermaye piyasası bakımlarından en önemli merkezidir. Gelişmiş bir yol şebekesinin kavşak noktası olan Adana’da, havaalanı, çeşitli düzeyde eğitim kurumları, Çukurova Üniversitesi ve Devlet Güzel Sanatlar Galerisi vardır.
Adana’da Turizm
Adana’da her uygarlık kendi kültür çeşitliliğini bir sonrakine aktararak bir kültür mozaiği oluşturmuştur. Hititler, Romalılar, Araplar, Selçuklular, Ramazanoğulları, Osmanlılar, Türkmen ve Yörük aşiretlerinin yöre kültürünün çeşitlenmesine katkıları olmuştur. Özellikle 19. ve 20. yüzyıllarda Adana ovasında yerleşimin yoğunlaşmasıyla tarımda ve sanayileşmede büyük atılımların olması, yörenin kültüründe büyük değişiklikler yaratmıştır.
|
|