Bozcaada, Ege Denizi’nin kuzeyinde, Çanakkale iline bağlı küçük bir ada. Türkiye’nin üçüncü büyük adası olarak Çanakkale Boğazı’nın hemen girişinde yer alıyor. Yerleşim, adanın kuzeydoğusunda yer alan ilçe merkezinde toplanmış. Bunun dışında herhangi bir köyü bulunmuyor.
Yüzölçümü etrafındaki adacıklarla beraber 37.6 km2, çevresi 38 km.
Adanın anakaradaki feribot iskelesine uzaklığı sadece 6 km.
Ulaşım büyük bir arabalı vapurla sağlanıyor ve yolculuk ortalama yarım saat sürüyor. Yaz sezonunda karşılıklı yapılan sefer sayısı altıyken, bu sayı kışın üçe iniyor.
500 yıldır Türkler ve Rumların bir arada yaşadıkları Bozcaada’nın nüfusu 2500 civarında. Tarih boyunca göç alan ve göç veren adadaki Rum nüfus artık yalnızca 25-30 kişi. Son yıllarda büyük kentlerden gelip yerleşenlerin sayısı ise her geçen gün artıyor. Yazın gelen turistlerle birlikte ada nüfusu 5000-10.000 arasında değişiyor. Kışın ise nüfus 1000′e kadar inebiliyor. Adada bir ilkokul ve bir lise bulunuyor. Toplam 300 civarı öğrenci eğitim görüyor.
Adanın geçim kaynakları; bağcılık, şarapçılık, balıkçılık ve turizm. Bağcılık ve şarapçılık yüzyıllar öncesinden gelen ada gelenekleri. Adada yaşayıp da bağı olmayan, şarap yapmayı bilmeyen yok gibi. Bozcaada, balık göç yolları üzerinde olduğu için balıkçılık da uzun geçmişi olan bir meslek. Ada etrafında çeşitli türlerde birçok balık yakalanabiliyor. Özellikle temiz denizlerin göstergesi olan kalamar ve ahtapot, bolluğuyla adanın sembolleri haline gelmiş. Son yıllarda yükselişe geçen turizm ise kontrollü olarak ilerliyor. Adada imar izinleri kısıtlı ve doğanın hakimiyeti hep ön sırada tutulmaya çalışılıyor.
Bozcaada’nın tamamı doğal ve tarihi sit alanı. Mitolojik dönemlere kadar uzanan zengin geçmişi henüz ciddi bir arkeolojik kazıyla ortaya çıkarılmamış olmasına rağmen bilmelisiniz ki bu topraklar yüzyıllardır üzerinden geçen çeşitli kültürlerin izlerini saklamaya devam ediyor. Mitolojide adından sık sık bahsedilen Bozcaada eski ismiyle Tenedos, sadece doğasıyla değil, zengin geçmişiyle de dikkat çekiyor.
Bozcaada’nın tamamı doğal ve tarihi sit alanı. O yüzden tüm yapı ve onarımlar Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunca (Anıtlar Kurulu) onaylanıyor. Sıkı denetimler sayesinde adada çarpık yapılaşma görülmüyor. Eski mimari dokusu korunuyor ve restorasyonlar kendine özgü yapı tarzı dikkate alınarak yapılıyor.
Ada merkezi Rum ve Türk mahallesi olarak iki kısma ayrılıyor. Zamanında bir dere ile ayrılan mahalleler adı üstünde Türk ve Rum nüfusunun yoğunlaştığı yerler. Doğal olarak kendi kültürlerinden gelen mimari özellikleri barındırıyorlar.
Türk mahallesi, tek katlı taş ve iki katlı cumbalı evlerden , kıvrımlı sokaklardan ve ufak meydanlardan oluşuyor.
Rum mahallesi 1900’lü yılların başında geçirdiği büyük bir yangından sonra Amerika’dan gelen bir mimar tarafından tekrar planlanmış. Mahalle, antik kentlerin birçoğunda kullanılmış olan ızgara plana göre, birbirini dik kesen ve hemen hemen aynı genişlikteki sokaklarıyla yeniden kurulmuş. Aralarda herhangi bir meydan veya meydancık yok.
Bağ evleri şimdi daha çok yazlık ev olarak kullanılıyor. Bir kısmı eski damların restorasyonuyla bir kısmı da sıfırdan ama ada mimarisine uygun inşa edilerek ortaya çıkıyor.
Son yıllarda özellikle büyükşehirlerden gelip yazlık ev yaptıranlar çok adada. Anıtlar Kurulunun belirlediği standartlar çercevesinde yapılan evler mimari çizginin korunmasını sağlıyor.
Merkez dışında herhangi bir toplu yerleşim yeri bulunmuyor. Yapı olarak sadece bağlar arasına kurulmuş bağ evlerine rastlanıyor. Bağ evleri görünüşlerine göre ikiye ayrılıyor. Çatısız tek katlı olanlarına “dam” , çatılı ve iki katlı olanlara “ kule” deniyor. Genelde taştan yapılan bu evler zamanında ada halkının bağda çalışırken konakladığı basit ve küçük yapılar. Ulaşımın sadece hayvanlarla yapıldığı zamanlarda ada merkezine gidip gelmeler vakit aldığı için özellikle bağ işlerinin yoğunlaştığı yaz döneminde buralarda kalınıyormuş. Çatısı olmayan damlarda gece yıldızlara bakarak uyunuyormuş.