Archive for the ‘Dünya Kentleri’ CategoryAruba, Karayip denizinde, Küçük Antiller adalar topluluğunda, Venezuela’ya yakın, Kurasao’nun batısında, Hollanda’ya bağlı bir adadır. Venezuela, Aruba ile Kurasao ve Bonaire ile birlikte bu adaları hak iddia etmektedir, bu tanınmamıştır. Yüzölçümü olarak 180 km²dir (Gökçeada’nın üçte ikisi kadar). Yaklaşık 70.000 yaşayanı (çoğunluğu başkent Oranjestad’da olmak üzere) Afrikalı, yerli, Avrupalı, Hintli karışımıdır. Yerel dili Papiamento olmasına karşın, resmi dili Flemenkçedir. 20. yüzyılın başlarında Venezuela petrolünü işleyen rafineriler ana gelir kaynağı iken 1980′lerden sonra turizm daha önem kazanmıştır. Görece uzun kumsallarının olması, komşu ada Kurasao’ya göre turizmin çok daha gelişmesine katkıda bulunmuştur Tüm kenti dolaşan su kanallarıyla ve 17. yüzyıl mimarisiyle dikkat çeken Amsterdam, tarih, kültür, eğlence ya da sakinlik, tatil tercihi ne olursa olsun her türlü turisti memnun edebilen bir yapıya sahiptir. Toleranslı yaşam tarzı ve hoşgörüsüyle dünyanın her yerinden insanı kendisine çeken Amsterdam’da belirli bir miktara kadar hafif uyuşturucular serbesttir ve fahişelik yasaldır. Amsterdam özellikle esrarlı ve haşhaşlı sigaraların kahveyle birlikte satıldığı Coffee Shopları ve Red Light District adı verilen genel evlerin bulunduğu sokağıyla ünlüdür. Gene de bu sokağa yaklaşılmadığı sürece Amsterdam bir aile tatili için büyük herhangi bir şehirden daha uygunsuz değildir. Yılın her dönemi ziyaret edilebileceğiniz Amsterdam’da halkının büyük çoğunluğu Almanca’nın yanında İngilizce de konuşmaktadır. Gene de kışları soğuk geçen şehri gezmek için en güzel mevsim lalerin açtığı ilkbahardır. Bu dönemde ayrıca her yıl 30 Nisan’da Kraliçe Günü (Koninginnedag) şehirde düzenlenen çeşitli etkinliklerle kutlanır. Amsterdam Rijksmuseum, Stedelijk Müzesi, Rembrandt Evi Müzesi gibi dikkat çekici müzelere sahiptir. Van Gogh’un tablolarından ve çizimlerinden oluşan en geniş koleksiyonun bulunduğu Van Gogh Müzesi ve Anne Frank Evi de sanat severlerin oldukça dikkatini çekmektedir. Amsterdam dünyaca tanınan orkestrası Concertgebouworkest ile de ünlüdür.
Los Angeles Kaliforniya’nın en büyük şehridir, Amerika Birleşik Devletleri’nin de en kalabalık ikinci şehridir (2002 sayımına göre 3.798.981 kişi). 4 Eylül 1781 tarihinde İspanya kontrolündeki Meksika tarafından keşfedilen şehir (her ne kadar kızılderililer uzun süredir orada yaşasa da) Los Angeles 4 Nisan 1850 tarihinde Kaliforniya’nin bir parçası olmuştur. İsmi İspanyolcadan gelmektedir ve Melekler Şehri manasını taşımaktadır. 2 Ağustos 1769′da, Fernando Rivera Y Moncado’nun kaptanı olduğu Kaliforniya’ya gelen ilk Avrupalı yerleşimciler içindeki Fransisken papazı Peder Juan Crespi, 2 Ağustos dini bir şölen olan Perdono’ya denk düştüğü ve Assisi’deki Ermiş Francis adıan anıldığı ve de bu yere İtalya’da “ülkenin çok küçük parseli” anlamında “porziuncola” denmesi yüzünden, buraya “Nuestra Señora de los Angeles de la Porciúncula”, sonra da bu Assisi’deki şapelde Bakire Meryem’in meleklerle çevrili freski bulunduğundan “El Pueblo de Nuestra Señora la Reina de los Angeles de Porciúncula” dendi, sonra da kısaca “El Pueblo de la Reina de Los Angeles” dendi. Ancak tuhaf olan şu ki;İspanyolca’da sözcükler eril ve dişil olarak ayrılır, buna göre adının ya eril olarak “Los Angelos” ya da dişil olarak “Las Angeles” olması gereklidir, belki de kozmik bir şaka olarak melekler erkeke ya da dişi olmadıkları için bu ad garip bir biçimde “Los Angeles” olmuştur. Los Angeles metropol alanı, Los Angeles, San Bernardino , Riverside , Ventura ve Orange vilayetlerini ve 16 milyonun üzerinde değişik etnik ve ekonomik geçmişe sahip insanları barındırmaktadır. Los Angeles yanlış olarak birçok kez “Güney Kaliforniya” olarak adlandırılmaktadır, ancak coğrafi olarak San Diego ve Imperial vilayetleri de başta olmak üzere birçok bölüm göz ardı edilmektedir. 1876 yıllarına kadar nüfusu on bin dolaylarında olan Los Angeles, petrol yataklarının keşfedilmesi, Kaliforniya kuzeylerindeki altın madenlerinin bulunması, ve de gerek doğal güzelliği açısından birçok insanın rüyalarını süsledi. 1920′li yıllarda sanat ve eğlencenin de tüm ülke genelinde öncüsü olmaya başlamıştır. New York’un klasik Broadway’ine karşı Hollywood sineması gelişen yıllarda da çok daha güçlü olur ; günümüzde de Broadway’in büyük bir geliri Hollywood’dan gelmektedir. Los Angeles’ın da büyümesiyle komşusu olarak gelişen ilçeler de vardır. Venice Beach, Marina del Rey, Beverly Hills, Santa Monica ve Hollywood gibi dünyaca meşhur ilçeleri içinde barındıran Los Angeles’ın içinde bulunduğu Kaliforniya’nın valisi de ünlü film yıldızı Arnold Schwarzenegger’dir.
Kent beş bölüme ayrılmıştır: Manhattan, Brooklyn, Queens, Bronx ve Staten Island. 830 km²’lik bir alanda yaşayan 8,2 milyon nüfusuyla New York, Amerika’da nüfus yoğunluğu en büyük olan şehirdir. Çevre banliyöleriyle birlikte New York metropolitan bölgesi 21 milyonluk nufusa sahiptir ve dünyanın en kalabalık yerleşim bölgelerinden birini oluşturur. New York, bir göçmen kentidir. Kentte yaklaşık 170 ayrı dil konuşulmaktadır ve her üç kişiden biri ABD dışında bir ülke doğumludur. İngilizce çeşitli aksanlarla konuşulur. İngilizce’nin yanı sıra İspanyolca, Little Italy (Küçük İtalya) semtinde İtalyanca, China Town’da (Çin mahallesi) Çince konuşulur. New York birçok Amerikan kültürel hareketinin de doğum yeridir. Edebiyat ve görsel sanatlarda Harlem Rönesansı, resimde soyut ekspresyonizm (New York Ekolü), müzikte hip hop, punk, salsa ve Tin Pan Alley bu hareketlerden bazılarıdır. 24 saat açık olan metrosu ve yoğun trafiğiyle Hiç Uyumayan Şehir adını almıştır. Özgürlük heykeli, Empire State Binası, Central Park ve Times Meydanı, Modern Sanat Müzesi, Guggenheim Müzesi ve Modern Tarih Müzeleri şehrin ilgi çekici mekanlarıdır. Gökdelenleri, caddeleri, lokantaları, alışveriş merkezleri ve insanlarıyla, New York turistleri cezbetmektedir. New York kenti 1613 yılında Hollandalılar tarafından New Amsterdam adı altında kuruldu. Kent 1664 yılında Birleşik Krallığa geçti ve New York adını aldı. 1778 yılında kent 2 yıl süreyle yeni kurulan Amerika Birleşik Devletleri’nin başkenti oldu. Başkent Vaşington’a taşındıktan sonra da kentin önemi büyümeye devam etti. 11 Eylül 2001 tarihinde kent Amerika tarihinin en büyük terör olayına tanık oldu. 11 Eylül 2001 Saldırısı olarak bilinen bu olay sırasında, kaçırdıkları uçaklarla New York’un en yüksek gökdelenleri olan Dünya Ticaret Merkezi binalarına (İkiz Kuleler) çarpan teröristler 3000′e yakın insanın ölümüne neden oldular. Finans dünyasinin kalbinin attığı Wall Street caddesi, New York’un Manhattan bölümünde yer alır. New York borsası (New York Stock Exchange) burada bulunmaktadır. Ünlü Özgürlük Heykeli (Statue of Liberty) New York limanındaki küçük bir adadadır. Tiyatro ve müzikaller Broadway caddesinin etrafında toplanmıştır. John F. Kennedy Uluslararası Havaalanı dünyanın en çok yolcu trafiği taşıyan havaalanlarından biridir. Metropolitan Museum of Art, Modern Sanat Müzesi, Guggenheim Müzesi gibi müzeleri dünyanın en değerli sanat kolleksiyonlarına sahiptir. Şehrin ünlü gazetesi New York Times dünyanın en saygın gazetelerinden biridir. Amerika’nın üç büyük televizyon kanalı olan ABC, CBS ve NBC’nin merkezleri New York’ta yer alır. Kenti yılda yaklaşık 40 milyon turist ziyaret eder. Genellikle gidilen yerler Empire State Building, Times Square, Brooklyn Köprüsü, Broadway, Metropolitan Museum of Art, MoMa, Bronx Hayvanat Bahçesi ve Madison Avenue’da bulunan alışveriş merkezleridir. Ayrıca Halloween Parade ve Tribeca Film Festivali turistlerin ve Amerikalıların ilgisini çeken kültür olaylarıdır. Central Park, ABD’nin en çok ziyaret edilen parkıdır. New York’un yemek kültürü çok geniştir. Özellikle bagel ve New York stili pizza en ünlü yiyecekleridir. Orta Doğu yemeklerini bulmak da oldukça kolaydır.
Tokyo’nun bugün bulunduğu bölgenin yerleşime açılması çok eskilere dayanır. 6. yüzyılda Japonya’da kuvvetli bir imparatorluk idaresinin kurulmasından sonra Musaşi vilayetinin bir parçası oldu. Tokyo Körfezi kıyısında liman şehri Tokyo 19. yüzyıla kadar Edo (”haliç kapısı”) adı ile tanınmıştı. Edo kalesi 12. yüzyılda güçlü samuray klanı Edo ailesinin yurdu olarak Japon tarihine meydana geldi. 1603′de Tokugava Şogunluğu kurucusu İeyasu Tokugava, Edo’yu şogun yönetiminin başkenti yaptı. Şogunluk rejimi altında Edo Japonya’nın kürtürel ve ekonomik, politik alanında merkezine gelişti. 1868′da Şogun yönetimine son veren Japon imparatoru, Kyoto’dan Edo kalesindeki eski şogun sarayına göç edip, eski başkent Kyoto’dan doğuda başkent olduğundan dolayı şehrin adı Tokyo’ya değişti. Tokyo 12 Eylül 1923′teki depremden büyük zarar gördü. Depremden sonra şehir yeniden inşa edildi ve bu dönemde çevresinde banliyöler teşekkül etmeye başladı. 20 yıl sonra II. Dünya Savaşı’nda ABD uçakları tarafından ciddi bombardıman edilerek tekrar yıkıldı. Tokyo 1950′lerden sonra ülke ekonomisine paralel bir gelişme göstererek hızla büyüdü ve bugünkü seviyesine ulaştı. Şehrin merkezinde hendekler ve geniş bahçelerle çevrili İmparatorluk Sarayı yer alır. Sarayın doğusunda, Japon iş dünyasının merkezi olarak nitelendirilen Maranouçi semti bulunur; kuzeydoğusunda ise pekçok üniversitenin ve basımevinin bulunduğu Kanda semti uzanır. Resmi binalar sarayın güneyindeki Kasumigaseki semtinde toplanmıştır. Milli parlamento binası ise Kasumigaseki’nin batısındadır. Dünyaca meşhur bir alışveriş merkezi olan Ginza semti şehrin doğu kesimindedir. Tokyo’nun mimarisi iki veya üç katlı ahşap evlerden, Meiji döneminden kalma taş yapılara ve beton veya çelikten yapılmış gökdelenlere kadar değişen bir çeşitlilik gösterir. Japonya’nın başlıca ibadet merkezi olan Meici Tapınağı bir milli abide olarak kabul edilir. Başlangıçta depreme karşı mukavim olsun diye binalar 30 metreyle sınırlandırılmış, fakat 1960′lardan sonra bu yüksekliği aşan depreme dayanıklı pekçok yeni bina inşa edilmiştir. Bunların başlıcaları Mainiçi Yayınevi, Tokyo Katedrali, Milli Tiyatro ve Milletlerarası Ticaret Merkezidir. Şehiriçi ulaşım otobüs, metro ve kamuya veya özel sektöre ait elektrikli trenlerle sağlanır. Tokyo’da biri iç seferler, diğeri dış seferlere tahsis edilen iki havaalanı vardır. Japonya’nın kültür merkezi olan Tokyo’da pekçok müze, kütüphane ve üniversite bulunur. Ueno Parkında Tokyo Milli Müzesi, Milli Bilim Müzesi, Hayvanat Bahçesi ve Batı Sanatı Milli Müzesi yer alır. Japonya’daki üniversite ve yüksekokulların büyük bölümü Tokyo’dadır. Tokyo Üniversitesi dışındaki başlıca milli yükseköğretim kurumları Tokyo Teknoloji Enstitüsü, Hitotsubaşi Üniversitesi ve Tokyo Güzel Sanatlar Üniversitesidir. Özel üniversitelerin en meşhurları da Vaseda ve Keio üniversiteleridir. Görülebilecek Yerler Peki ya gizlenenler ve arada kalanlar? Tokyo Ulusal Müzesi, Japonya’nın en büyük müzesidir. Japonya tarihinin tüm aşamalarını, burada görebilirsiniz. Tsukiji Balık Pazarı’nı da mutlaka görmelisiniz. En güzel zamanı sabah 4-8 saatleri arası. Suşi’yi bu kadar taze yiyebileceğiniz başka bir yer yok. Adresi, Tsukiji Metro İstasyonu Honganji Tapınağı çıkışı. Tokyo Borsası’nı da İngilizce bilen bir rehber eşliğinde ücretsiz olarak gezebilirsiniz. Dünyanın en yüksek akvaryumu da, Tokyo’da. Tokyo Uluslararası Akvaryumu’nda, dünyanın her bölgesinden balıkları görmeniz mümkün. Disneyland de, Tokyo’nun cazip merkezlerinden. Ueno Park, Shinjuku Gyoen, Hama Rikyu Garden da, görülmesi gereken yerler.
São Paulo, Brezilya’nın güneydoğusunda işlek bir liman olan Santos’tan 48 km uzakta, Serra do Mar tepeleri üzerinde kuruludur. Santos’a elektrikli tren hattı ve otoyolla bağlanmıştır. Bu tepelerden doğan Tietê Irmağı kentin hemen doğusundan geçer. São Paulo bir dizi küçük kasabaya ve geniş tarım alanlarıyla otlaklara tapeden bakar. Rio de Janeiro, São Paulo’nun 355 km kuzeydoğusunda yer alır. São Paulo 1554′te Portekizli papazlarca bir Yerli yerleşim merkezi olarak kuruldu. Yerleşim yeri üç patikanın kesiştiği 800 metre yükseklikte bir tepedeydi. Kahve plantasyonlarının bölgenin başlıca zenginlik kaynağı haline geldiği 19. yüzyılda São Paulo gelişmeye başladı. Kısa süre sonra da bir sanayi, ticaret ve bankacılık merkezine dönüştü. Kent ve çevresinde İtalya, Portekiz, İspanya, Almanya ve Japonya’dan pek çok göçmen geldi. Portekizce konuşulan São Paulo’da halkın büyük bölümü Katolik’tir. Dokumacılık ürünleri, mekanik ve elektrikli gereçler, mobilya, gıda maddeleri ve ilaçtan Brezilya sanayi ürünlerinin üçte biri São Paulo’da üretilir. Kentin yakınlarındaki Cubatão’da Brezilya’nın en büyük petrol rafinerisi bulunur. São Paulo bölgesinde kahvenin yanı sıra şekerkamışı, pamuk, mısır, pirinç, fasulye ve meyve yetiştirilir. Sığır yetiştiriliciliği de yaygınlaşmaktadır. Kentte çok sayıda okul ve kütüphane bulunur. Yılanlar ve yılan sokmaları üzerinde araştırmalarıyla ünlü Butanta Enstitüsü de São Paulo’dadır. São Paulo’nun 19. yüzyıldan bu yana sürekli büyümesi gecekondulaşmayı da beraberinde getirdi. Milyonlarca insan kentin çevresinde, sağlıksız barınaklarda yaşamaya başladı. Çevre kirliliği ciddi boyutlara ulaştı. Kent içi ulaşım önemli bir sorum oldu. Durmadan yeni yolların yapıldığı ve gökdelenlerin yükseldiği São Paulo, “Güney Amerika’nın Chicago’su” olarak nitenlendirilir.
1988 Seul Olimpiyatları’nın şehrin gelişimine çok büyük bir katkıda bulunduğu inkar edilemez, olimpiyatlardan sonra dünyaca tanınan Seul, müthiş bir hızla modernleşmeye başladı ve günümüzün en önemli başkentlerinden biri haline geldi. Seul, hükümet binaları, bankaları, iş merkezleri ve üniversiteleri ile Güney Kore’nin en önemli finansal, politik ve kültürel merkezi. Seul’un turistlere çekici gelmesinin nedenlerinin başında uygun fiyatlı güzel otellerinin bulunması ve çok iyi işleyen bir toplu taşıma sisteminin olmasıdır. 12 milyonluk bu mega şehri Han-Gang nehri ikiye bölüyor. Şehir merkezi diyebileceğimiz Chung-gu, şehrin kuzeyinde turistik ve uygun fiyatlı otellerin bulunduğu Chongno-gu ve en güneyde alışveriş için en güzel dükkanların bulunduğu ve gece hayatının kalbinin attığı It’aewon-dong� Namsan dağının güneyinde yer alan It’aewon-dong, turistlerin ve alışveriş yapmak isteyenlerin en çok rağbet ettikleri kent. Şehrin en seçkin ve en zengin muhiti olan güneydeki Kangnam’ın turistler için pek çekici olduğunu söyleyemeyiz çünkü tarihi değere sahip yapıtlar daha çok kuzey bölgelerde yer alıyor. Seul sokaklarında kaybolmanız çok muhtemel, çünkü adresler ve sokak numaraları çok düzensiz bir şekilde yerleştirilmiş. Eğer Japonya’da bulunduysanız ne demek istediğimizi anlıyorsunuzdur! Bir turist olarak gittiğinizde sizin için en gerekli şey çok ayrıntılı bir harita olacaktır. Hatta Seul’un yerlileri için bile sokakta yön bulmak her zaman kolay olmuyor! Bunun sebebi, sokak numaralarının birbirini takip eden sayılar olmaması, rastgele sayılar olması ve sokakların çok düzensiz bir şekilde sıralanıyor olmasıdır. Türkiye’de yaşayan insanlar olarak buna pek de yabancı olmadığımız düşünüldüğünde, biz Türkler için yönümüzü bulmak daha kolay olacaktır! Ne zaman gidilmeli? Seul yıl boyunca çok güzel, ne zaman gideceğinize karar vermek size kalmış. Sonbahar ayları (Eylül, Ekim, Kasım) turistlerin en çok tercih ettiği zamanlar, çünkü sonbaharda güzel havanın keyfini çıkarabiliyor ve dünyanın en güzel ormanlarında muhteşem renkler görebiliyorsunuz. Seul’da kışlar sert geçebiliyor, ve çoğu zaman karlı oluyor. Bahar başında (Şubat) başlayan kiraz mevsimini kaçırmamanızı tavsiye ederiz. Yazlar ise oldukça sıcak ve nemli olduğundan turistler açısından pek de çekici değildir. Seul’e yapacağınız seyahatin Koreliler’in yerel tatil zamanlarına denk gelmemesine dikkat edin, çünkü sokaklardaki ve toplu taşıma araçlarındaki binlerce insanla, dükkanlardaki çılgın kalabalıkla başa çıkamayabilirsiniz. Tatil Günleri Yeni Ay Yılı (Solnal): Yeni ayın ilk günü bütün ülkede kutlanır. Şehrin birçok yerinde düzenlenen geleneksel dans festivallerini ve birbirinden ilginç showları izleyebilirsiniz. Buda’nın doğumgünü: Ay takvimine göre ilk dördün’ün sekizinci gününe, yani Nisan - Mayıs zamanlarına denk gelir. Geleneksel olarak her sene Youido Plazato Chogyesa Tapınağı’ndan yürüyüş düzenlenir. Kore Şükran Günü (Ch’usok): Ay Festivali diye de anılır ve Eylül - Ekim zamanına denk gelir. Şükran Günü Koreliler için çok önemlidir ve herkes ailesiyle birarada olur. Bunlardan başka yıl boyunca düzenlenen birçok festival vardır. Bu festivallerde geleneksel Kore kıyafetleri görülebilir ve geleneksel müzikler dinlenebilir.
1930′da kent 200 km2′lik bir alan kaplıyordu ve nüfusu 1 milyondu. 1970′te, yüzölçümü 650 km2′ye, nüfusu 8 350 000′e ulaştı. 1982′de 800 km2′lik bir alana yayılıyor ve 15-17 milyon insanı barındırıyordu. 1990′da ise, bütün kontrol çabalarına karşın, merkezde nüfus 8 236 900 idi. Yerleşim alanındaki 13 636 127 nüfusuyla Mexico, dünyanın en büyük ve en kirli kenti haline gelmişti. Kentteki yüksek doğum oranının yanı sıra kırsal kesimden ve başka kentlerden göç edenler nüfustaki hızlı artışta rol oynamaktadır. Büyük Mexico yerleşmesi, 2000 km2′yi aşkın geniş bir kent alanı oluşturmaktadır. Başkentte 10 000 km karayolu ve sokak vardır, ama büyük kentin yayılma hızını izleyebilmek için her yıl 1200 km daha yol yapmak gerekmektedir. Merkezi Zocalo meydanı olan sömürge dönemi kentinin tarihsel beyni (katedral, Sagrario kilisesi, ulusal saray) yapılan modern konutların tehdidi altındadır. 19. yy. kenti, Alameda ile Chapultepec arasında tam bir yenilenme içerisindedir ve cam ve çelikten büyük yapılar yeni-klasik evlerin yerini almaktadır. Kentin sanayileşmiş kuzey tepelerine tırmanan küçük halk tipi evlerin sıralandığı alanlar ve özellikle de kentin doğusunda birden bire ortaya çıkan konut semtleri, günümüz kentinin hem yoksulhem de sefil bir görünümünü sergiler. Bununla birlikte Meksika’daki büro memurlarının %80′ini, sanayi kesimindeki istihdamın %50’sini Mexico sağlar. Siyasal ve iktisadi merkezileşme çok büyük olduğundan, kent, GSMH’nin hemen hemen yarısını sağlamaktadır. Yönetimler, karar merkezleri, büyük okullar, sanayiler Mexico’nun anakent kesiminde toplanmaktadır 1325 yılında kurulan kent, Tenochtitlan adıyla Aztek İmparatorluğu’nun başkenti oldu. Bu küçük göl köyü, özellikle Itzcoatl’ın hükümdarlık döneminden (1428-1440) başlayarak Aztek devletinin güçlenmesine bağlı olarak gelişti. Her birinde dinsel bir merkez bulunan dört mahalleden oluşan kent, büyük bir pazarın kurulduğu Tlatelolco adasına kadar kanallar boyunca uzanıyordu. Üç yüksek şose kenti kıyıya bağlıyor ve iki su kemeri içme suyunu sağlıyordu. İmparatorluğun toprak genişlemesinden doğan refah, başkentin ve komşu devletlerin nüfus artışını körükledi; bazı yazarlara göre bu insan kalabalığı, 1 milyon kişiyi buluyordu. Büyük kamusal ya da özel çalışmalar sırasında, eski anakentin, çağdaş kent altında kalan kalıntılarına rastlandı. 1978′de girişilen büyük çalışmalar sırasında Constitucion Meydanı’nın altında, birçok dini yapıyla birlikte Büyük Teocalli (Kutsal Kent) ortaya çıkarıldı: Tezcatlipoca tapınağı, yuvarlak Quetzalcoatl tapınağı, Güneş tapınağı, Xipe Totec tapınağı, özellikle de bu yapı topluluğunun ana öğesi olan ikiz Tlaloc ve Huitzilopochtli tapınağı. Bu dağ tapınak yedi yapım evresiyle kentin en iyi bilinen tapınaklarından biri durumuna geldi. Bu kutsal yapının yanında, kralın ve ileri gelenlerin bahçelerle çevrili sarayları yer alıyordu. Kent, 13 Ağustos 1521′de Cortes tarafından fethedildi; İspanyollar kenti yerle bir ederek yeni bir plana göre yeniden kurmaya giriştiler. Yeni İspanya’nın anakenti durumuna gelen Mexico, akaçlama kanallarıyla yavaş yavaş kurutulan denizkulağından kazanılan alanlara yayılarak genişledi. 1824′ten bu yana Meksika’nın başkentidir. Kent en az 17. yy.’dan sonraki sömürge dönemi yapıları bakımından zengindir: büyük Zocalo alanındaki katedral ve churrigueresco üslubunda Sagrario; ince bir işçilikte çalışılmış Guadalupe kilisesi ve Pocito capellası; manastırlar, kiliseler, Ulusal saray ya da Madenler sarayı gibi saraylar. 19. yy.’ın seçmeciliğinden sonra, 1920-1930′dan başlayaarak, modern mimarlarla, Rivera, Orozco ve Siqueiros gibi duvar ressamlarıyla bir yenileşme hareketi ortaya çıktı. 1949′da yeni üniversite sitesinin yapımına başlandı; sitenin en ayırt edici yapısı Gustavo Saavedra, Juan Martinez de Valesco ve Juan O’Gorman tarafından yapılan merkez kitaplığıdır. 1964′te Mario Pani, Tlatelolco Aztek tören merkezi kalıntılarını da içine alan La Plaza de Las Tres Culturas’ı gerçekleştirdi. Siqueiros kültürel polyforumu 1971′de açıldı. Chapultepec parkı içindeki Ulusal Antropoloji Müzesi (El Museo Nacional de Antropología), Pedro Ramires Vasquez tarafından 1963-64′te tasarlandı. Burada Kolomb öncesi dönemden ve yerlilerden kalma olağanüstü koleksiyonlar sergilenmektedir. Mexico’nun önemli müzelera arasında, Ulusal tarih müzesi, Kral naipliği resim müzesi, San Carlos Akademisi ve de (Meksika) Güzel Sanatlar Sarayı Müzesi’ni saymak gerekir. Mexico City, refah ile sefaletin o ince çizgilerini taşır. Bu nedenledir ki, hep bir meydan okuma vardır, sokaklarında, caddelerinde, binalarında. Tarihi ile onurlu, bugünü ile gururludur Mexico City. Gururu, biraz marazidir, ancak bu da, onur ile dengelenir. Kentin kalbi olan Zocala’da tüm detaylarını hissettirir, yalın, tecimsel olmayan görüntüler eşliğinde. Azteklerden İspanyol kolonistlere, büyük binalarından baraka evlerine kadar her şeyi bir çırpıda görün ister. Paseo de la Reforma Bulvarı’nda, kıvrak (İspanyolca’da olduğu gibi) insan manzaraları ile karşılaştırır sizi. Sonra, Avrupa kentlerinin adlarını taşıyan caddelerini de (Hamburgo, Londres, Florencia vb.) dolaşmanızı ister. Delegaciones’lere (bölgeler) ve colonias’lara (banliyöler) ayrılmış bir kenttir Mexico City. Bazı colanias’larında dolaşmanın “tehlikeli” olduğunu da yine biraz gururla söyler. Meydan okumaktadır aslında. Görülecek Yerler Centro Historica (Tarihi Merkez) de, kentin merkezinde. Aztek uygarlığının başkenti Tenochtitlan’ın kalıntıları üzerine kurulmuş bir bölge. Mayor Tapınağı, Aztek döneminin en önemli eserlerinden biri ve hâlâ ayakta. Mayor Tapınağı Müzesi’ni de mutlaka görün. Centro Historica’da İspanyol koloni döneminden kalma birçok tarihi eser de bulunuyor. Yine Zocalo yakınındaki Alameda, heykelleri, çeşmeleri ile ünlü bir bölge. Bölgede birçok müze var. Paseo de la Reforma Bulvarı, Centro Historica’yı Chapultepec Parkı’na bağlıyor. Bulvar, birçok heykelle süslü. Chapultepec, Mexico City’nin en büyük parkı. Parkta, birçok müze var. Antropoloji Müzesi, dünyaca ünlü. Coyoacan’da Leon Trotsky’nin son 4 yılını geçirdiği, şimdi müze olan evini de gezebilirsiniz. Coyoacan’da ayrıca birçok ünlü sanatçının da şimdi müze olan evleri var.
Şehir, Hindistan’ın ticaret, finans, ve kültür başkentidir. Bollywood olarak bilinen Hint Sinema endüstrisi burada yeralmaktadır. Bu sebeplerden dolayı şehir Hindistan’ın diğer bölümlerinden yoğun bir göç almaktadır ve içinde birçok farklı dili ve kültürü barındırır. Şehrin şu an kapladığı alan eskiden 7 adaydı. Bu adalarda antik çağdan beri yerleşim yerleri vardı, ancak önemli ticaret ve nüfus merkezleri değillerdi. 1534′te Portekiz’ler bölgeyi ele geçirdi, ve 1661′de bölge İngilizlere geçti. 1668′de İngilizler burayı İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’ne kiraladı. Şirket buradaki doğal limanı buldu ve burayı Hindistan’daki ilk limanları yaptı. Bölgenin nüfusu hızlı bir artış gösterdi. 1817-1845 arası bölgede büyük bir projeyle adalar birleştirildi. Daha sonra, Amerikan İç Savaşı ve Süveyş Kanalı’nın açılması, bölgedeki ticareti artırdı ve şehir, Hindistan’ın ana merkezlerinden biri haline geldi. Şehrin nüfusu 1906 yılında 1 milyon’u geçti. 1940′larda, şehir Hint bağımsızlık hareketinin önemli bir merkezi haline geldi. 1970′lerde şehre yoğun bir göç yaşandı ve Bombay Hindistan’ın en kalabalık şehri haline geldi. |