|
Budapeşte, Macaristan’ın başkentidir. Aslında Tuna nehrinin iki yakasındaki Budin ve Peşte şehirlerinin 17 Kasım 1873 yılında birleşimidir. Macaristan’ın politik, kültürel, ticari, endüstri ve ihracat merkezidir. 2003 yılı sayımına göre 1.719.343 kişi Budapeşte’de yaşamlarını sürdürmektedir. Bu arada Budapeşte’nin ülkenin kültür ve sanat merkezi olduğunu söylemek hiğç de hata olmaz. Burada 30′un üzerinde tiyatro bulunmakta. Ayrıca bu yıl dördüncüsü düzenlenen Tuna karnavalı, Vörösmarty Meydanı’nda dünyanın birçok kültürünü ağırlamanın haklı gurunu taşıyor. Bu meydana ismini veren romantik şiirin ünlü ozanı Mihaly Vörösmarty (1800-1855) aynı yerdeki mermer heykeli ile tarihe tanıklık ediyor. Ve Vörösmarty’den günümüze birkaç dize… Aquincum Museum: Vidampark: Magyar Állami Operahaz: Pesti Vigado: Állat-es Növenkert: Gül baba Türbe: Varosliget: Fövarosi Nagycirkusz: Bermuda, tam adıyla Bermuda Adaları (diğer adıyla Somers Adaları), Atlas Okyanusu’nda, ABD’nin doğu (Kuzey Carolina eyaletindeki Hatteras Burnunun yaklaşık 900 km doğusunda) ve Karayipler’in kuzey açıklarında bir takımadadır. İngiltere’nin (Birleşik Krallık) denizaşırı topraklarından biridir. Ana ada olan Bermuda Adası dahil yedi ana ada ile 150 küçük ada ve kayalıktan oluşur. Toplam yüzölçümü 53,3 km²’dir. Başkenti Hamilton’dur, nüfus 65.000 civarındadır.
Barselona (İspanyolca ve Katalanca: Barcelona), İspanya’nın Katalonya özerk bölgesinin başkentidir. Ayrıca Gaudi’nin başını çektiği modernizm akımıyla planlanmış, 1900′lerden kalma ızgara planlı modern bölümü ilgi çekmektedir. Yaygın dil Katalancadır. Barselona’nın geçmişinin İspanya’dan daha eski olması ilginçtir. 9. yüzyılda Katalan bir asilzade aile tarafından kurulmuştur. Kentin simgesi Sagrada Familia Kilisesinin yapımına 1882 yılında mimar Villar başlamıştır. Bir yıl sonra mimar Antoni Gaudi görevi devraldı. Gaudi’nin ömrü ancak kilisenin ön cephesi ve planlanan on sekiz kuleden sekizini tamamlamak için yetti. Gotik tarzın örneği olan ünlü kilise hala tamamlanamadığı için ‘Bitmeyen Kilise’ olarak da binilir. İstanbul’da İstiklal Caddesi neyse Barselona’da 2 km’ye yaklaşan uzunluğu ile Las Ramblas caddesi odur. Kafeleri, müzeleri, alışveriş merkezleri, sokak müzisyenleri ve akrobatları ile çok hareketli bir caddedir. Kente damgasını vuran yerlerden birisi de Akdeniz’in en hareketli limanı olan Barselona Limanıdır. Bu limana yılda 700.000′den fazla gemi uğradığı söylenir. Limana çıkan ana yollarından biri, ünlü kaşif Christopher Columbus’un heykeline gider. Kent Meydanında yer alan arena, Katalanlar ve turistler için ilgi çekici bir yerdir. Flamenko dansının izlenebileceği gece klüpleri çok sayıdadır. Aslında Barselona daha çok bir eğlence şehridir; kentin her yanından eğlenebilecek yerler bulmak mümkündür. Yemekler konusunda Akdeniz mutfağına yakın olan Türkler yabancılık çekmeyecektir. Zeytinyağlı yemekleri hafiftir. Barselona’da balık yemeden gitmek de olmaz. Tapas, zeytinyağı, peynir, patates, jambon, sosis, balık ve sebzelerle hazırlanan bir salata türüdür ve geleneksel bir mezedir. Patatesli omlet olan ‘tortilla’yı da tatmanız önerilir. Katalan Hükümet Konağına bakan bulvarda yer alan Sagra de la Familia Kilisesi (Temple of the Holy Family) Barselona ‘nın en tanınmış sembolüdür.Yapımına 1882 yılında, Villar tarafından Neo-Gotik üslüpta tasarlanarak başlanmış fakat Villar’ın gözden düşmesi üzerine 1883 yılında bu işle 31 yaşındaki Antoni Gaudi (1852-1926) görevlendirilmiştir.Ölümüne kadar bu binanın yapına devam etmişse de Gaudi ,Sagrade la Familia Kilisesinin sadece (Kripta, apsis duvarları bir giriş ve bir kule) ön cephesini yapabilmiştir.Yapının inşasına Gaudi’nin ölümünden sonra, günümüzde de devam edilmektedir. Modernist üslüplü yapı diğer aynı üsluplu yapılardan Barselona’nın kültür zenginliğinin de etkisi ile farklılıklar gösterir. Bu farklılığın sebebi , kentin Gotik, İslam, Rönesans, Romanesk ve Bizans üsluplarını bir arada taşıyor olmasındandır. Yapıda diğer Modernist üslup uygulamalarında da süslemede kullanılan cam ve tuğla (demir ve çelik de Modernist üslupta süslemede kullanılmaktadır ; Art Nouveao) tamamen Gaudi tarafından tasarlanmış ve yerleştirilmiştir. Gaudi’nin, Barri Gótic turistik bir köy olmamasına rağmen her geçen gün artan ziyaretçi sayısıyla günümüzde en popüler mekanların başında gelmeye başlamıştır. Burası halkın doğal yaşantısını daha yakından görmek isteyenlerin ilgisini çekebilecek küçük bir İspanyol köyüdür.Ressam Joan Miro ‘da Barri Gotic’de doğmuş ve büyümüş bu köyün izlenimleri eserlerine yansımıştır. Barselona deyip de Picasso’dan bahsetmemek olmaz. 1881 yılında Malaga’da doğan Picasso 1985-1900 yıllarında Barselona da yaşamış, özellikle de Barri Gotik ve Barri Xines bölgelerinden etkilenmiştir.Bu dönem içinde Empresyonizim ve Sembolizim üsluplarında çalışmıştır. 1900 yılında ayrıldığı Barselona’ya 1901 yılında dönen Picasso 1904 yılına kadar tekrar Barselona ‘da yaşamış ve Mavi Dönemim dediği ürünlerini yaratmış fakat 1904 yılından sonra Fransa’ya yerleşmiştir.1973 yılında Fransa’da ölmüştür.Ünlü Ressamın eserlerinin özellikle erken örneklerinin toplandığı bir müze 1962 yılında oluşturulmaya başlanmıştır. Museo Pıcasso, 1981 yılında eşinin de Picasso’nun yaptığı seramik çalışmalarını bağışlamasıyla bugünkü halini almıştır.Ünlü ressamın 2,500 ‘den fazla eserinibu sehirde özellikle de Museo Picasso ‘da görmeniz mümkündür. Hemen hemen Barselona ile ilgili her fotoğrafta veya her tabloda gördüğünüz her kitapta okuduğunuz, o ünlü Las Ramblas sokağı limandan sadece bir kilometre uzaklıktadır. Limanın hemen yanındaysa bir diğer ünlü yapıt Christopher Columbus Heykeli, yüzünü Akdeniz’e çevirmiş sizi beklemektedir. Yaz aylarında konserler verilen, dramalar sahnelen başka ünlü bir bulvar da Palca Del Rei’ dir ( Plaza of the King). Yeni Dünya’ya yaptığı seyahatten dönen Columbus, Isabella ve Ferdinand tarafından huzura burada kabul edilmiştir. İspanya deyince hemen akla gelen geleneksel boğa güreşleridir. Boga güresine gitmek
Barbados, Karayib Denizi’nin doğusunda yer alır, Batı Atlantik Okyanusu’nda bağımsız bir ada halkıdır. Kabaca 13° Kuzey ve 59° Batı da bulunur. Güney Karayibler bölgesinde uzanan ülke Karayib Antil Adaları zincirinin bir parçasıdır. Amerika ülkeleri’nden biridir. Konumuyla Güney Amerika kıtasına bitişiktir. Barbados,Venezuella’nın yaklaşık 434 kilometre (270 mil) kuzey doğusundadır. Barbados’a en yakın ada komşuları Saint Luca, Saint Vincent-the Grenades batıda, Grenada güney batıda ve Trinidat Tabago güneyde olup Barbados bu ülke ile şimdi sabit resmi denizcilik sınırını onunla paylaşır. Barbados’un toplam karasal alanı yaklaşık 430 kilometre karedir (166 mil kare)dir. Adanın iç kısımlarındaki bazı yüksek bölgeleri ile bayağı yanaltıcıdır. Barbados’un organik bileşiminin volkanik olmayacağı düşünülür. Ve ağır basan bileşim kireçtaşı mercanıdır. Adanın atmosferi, Atlas Okyanusundan sürekli esen Alize rüzgarlarının devamlılığı ile sıcaklığın ılıman olduğu tropikal bir iklim dir. Ülkenin bazı çok gelişmemiş sahaları ağaçlık ve fundalıklara sahiptir.Adanın iç bölgelerindeki diğer kısımları tarım endüstrisine katkıda bulunur. Buralarda geniş şeker kamışı çiftlikleri serpilmiş olup aşağıdaki güzel deniz sahili manzarasına sahiptir. Barbados, gelişen dünyada en yüksek yaşam standartlarından birine ve okur yazarlık oranına sahiptir. Onun küçük coğrafik hacmine rağmen, Barbados sürekli olarak (kalıcı bir şekilde) İnsan Gelişme İndeksi’ndeki(Human Development Index)sıralamada üstteki 30 ülke içerisindedir. Halihazırdaki sıralamada Amerika kıtasında (Kuzey ve Güney) üçüncüdür. Ada aynı zamanda yoğun turist uğrak noktasıdır.
Havaalanına gelen çoğu turist, Kuta, Sanur, Jimbaran ve Nusa Dua’nın kumsal bölgelerine; sayısız otelleriyle, alışveriş mağazalarıyla ve elbette beyaz kumsallarıyla izole edilmiş turizm yerleşim bölgelerine yönelmektedirler. Nusa Dua, sunduğu tüm konfor ve rahatlığıyla daha sakin bir tatil isteyen turistlere hitap etmektedir. Kuta ise olağanüstü gün batımı manzarası, sörfü ve canlı gece hayatıyla müşteri toplamaktadır. Mağazaları, restoranları, pubları ve diskotekleriyle Kuta, bir araya toplanıp, günün ilk ışıklarına kadar dans eden gençler için bir merkezdir. Jimbaran Körfezi, gün batımını izleyebileceğiniz bir başka noktadır ve kumsalda yenilebilen deniz ürünleriyle meşhurdur. Buranın suyu, Kuta’nınkinden daha sakindir ve çocuklar için daha güvenlidir. Daha sakin zevkleri olanlar yavaş sörfü ve Sanur Kumsalı’nda sessiz geceleri tercih etmektedirler.
Kent beş bölüme ayrılmıştır: Manhattan, Brooklyn, Queens, Bronx ve Staten Island. 830 km²’lik bir alanda yaşayan 8,2 milyon nüfusuyla New York, Amerika’da nüfus yoğunluğu en büyük olan şehirdir. Çevre banliyöleriyle birlikte New York metropolitan bölgesi 21 milyonluk nufusa sahiptir ve dünyanın en kalabalık yerleşim bölgelerinden birini oluşturur. New York, bir göçmen kentidir. Kentte yaklaşık 170 ayrı dil konuşulmaktadır ve her üç kişiden biri ABD dışında bir ülke doğumludur. İngilizce çeşitli aksanlarla konuşulur. İngilizce’nin yanı sıra İspanyolca, Little Italy (Küçük İtalya) semtinde İtalyanca, China Town’da (Çin mahallesi) Çince konuşulur. New York birçok Amerikan kültürel hareketinin de doğum yeridir. Edebiyat ve görsel sanatlarda Harlem Rönesansı, resimde soyut ekspresyonizm (New York Ekolü), müzikte hip hop, punk, salsa ve Tin Pan Alley bu hareketlerden bazılarıdır. 24 saat açık olan metrosu ve yoğun trafiğiyle Hiç Uyumayan Şehir adını almıştır. Özgürlük heykeli, Empire State Binası, Central Park ve Times Meydanı, Modern Sanat Müzesi, Guggenheim Müzesi ve Modern Tarih Müzeleri şehrin ilgi çekici mekanlarıdır. Gökdelenleri, caddeleri, lokantaları, alışveriş merkezleri ve insanlarıyla, New York turistleri cezbetmektedir. New York kenti 1613 yılında Hollandalılar tarafından New Amsterdam adı altında kuruldu. Kent 1664 yılında Birleşik Krallığa geçti ve New York adını aldı. 1778 yılında kent 2 yıl süreyle yeni kurulan Amerika Birleşik Devletleri’nin başkenti oldu. Başkent Vaşington’a taşındıktan sonra da kentin önemi büyümeye devam etti. 11 Eylül 2001 tarihinde kent Amerika tarihinin en büyük terör olayına tanık oldu. 11 Eylül 2001 Saldırısı olarak bilinen bu olay sırasında, kaçırdıkları uçaklarla New York’un en yüksek gökdelenleri olan Dünya Ticaret Merkezi binalarına (İkiz Kuleler) çarpan teröristler 3000′e yakın insanın ölümüne neden oldular. Finans dünyasinin kalbinin attığı Wall Street caddesi, New York’un Manhattan bölümünde yer alır. New York borsası (New York Stock Exchange) burada bulunmaktadır. Ünlü Özgürlük Heykeli (Statue of Liberty) New York limanındaki küçük bir adadadır. Tiyatro ve müzikaller Broadway caddesinin etrafında toplanmıştır. John F. Kennedy Uluslararası Havaalanı dünyanın en çok yolcu trafiği taşıyan havaalanlarından biridir. Metropolitan Museum of Art, Modern Sanat Müzesi, Guggenheim Müzesi gibi müzeleri dünyanın en değerli sanat kolleksiyonlarına sahiptir. Şehrin ünlü gazetesi New York Times dünyanın en saygın gazetelerinden biridir. Amerika’nın üç büyük televizyon kanalı olan ABC, CBS ve NBC’nin merkezleri New York’ta yer alır. Kenti yılda yaklaşık 40 milyon turist ziyaret eder. Genellikle gidilen yerler Empire State Building, Times Square, Brooklyn Köprüsü, Broadway, Metropolitan Museum of Art, MoMa, Bronx Hayvanat Bahçesi ve Madison Avenue’da bulunan alışveriş merkezleridir. Ayrıca Halloween Parade ve Tribeca Film Festivali turistlerin ve Amerikalıların ilgisini çeken kültür olaylarıdır. Central Park, ABD’nin en çok ziyaret edilen parkıdır. New York’un yemek kültürü çok geniştir. Özellikle bagel ve New York stili pizza en ünlü yiyecekleridir. Orta Doğu yemeklerini bulmak da oldukça kolaydır.
1930′da kent 200 km2′lik bir alan kaplıyordu ve nüfusu 1 milyondu. 1970′te, yüzölçümü 650 km2′ye, nüfusu 8 350 000′e ulaştı. 1982′de 800 km2′lik bir alana yayılıyor ve 15-17 milyon insanı barındırıyordu. 1990′da ise, bütün kontrol çabalarına karşın, merkezde nüfus 8 236 900 idi. Yerleşim alanındaki 13 636 127 nüfusuyla Mexico, dünyanın en büyük ve en kirli kenti haline gelmişti. Kentteki yüksek doğum oranının yanı sıra kırsal kesimden ve başka kentlerden göç edenler nüfustaki hızlı artışta rol oynamaktadır. Büyük Mexico yerleşmesi, 2000 km2′yi aşkın geniş bir kent alanı oluşturmaktadır. Başkentte 10 000 km karayolu ve sokak vardır, ama büyük kentin yayılma hızını izleyebilmek için her yıl 1200 km daha yol yapmak gerekmektedir. Merkezi Zocalo meydanı olan sömürge dönemi kentinin tarihsel beyni (katedral, Sagrario kilisesi, ulusal saray) yapılan modern konutların tehdidi altındadır. 19. yy. kenti, Alameda ile Chapultepec arasında tam bir yenilenme içerisindedir ve cam ve çelikten büyük yapılar yeni-klasik evlerin yerini almaktadır. Kentin sanayileşmiş kuzey tepelerine tırmanan küçük halk tipi evlerin sıralandığı alanlar ve özellikle de kentin doğusunda birden bire ortaya çıkan konut semtleri, günümüz kentinin hem yoksulhem de sefil bir görünümünü sergiler. Bununla birlikte Meksika’daki büro memurlarının %80′ini, sanayi kesimindeki istihdamın %50’sini Mexico sağlar. Siyasal ve iktisadi merkezileşme çok büyük olduğundan, kent, GSMH’nin hemen hemen yarısını sağlamaktadır. Yönetimler, karar merkezleri, büyük okullar, sanayiler Mexico’nun anakent kesiminde toplanmaktadır 1325 yılında kurulan kent, Tenochtitlan adıyla Aztek İmparatorluğu’nun başkenti oldu. Bu küçük göl köyü, özellikle Itzcoatl’ın hükümdarlık döneminden (1428-1440) başlayarak Aztek devletinin güçlenmesine bağlı olarak gelişti. Her birinde dinsel bir merkez bulunan dört mahalleden oluşan kent, büyük bir pazarın kurulduğu Tlatelolco adasına kadar kanallar boyunca uzanıyordu. Üç yüksek şose kenti kıyıya bağlıyor ve iki su kemeri içme suyunu sağlıyordu. İmparatorluğun toprak genişlemesinden doğan refah, başkentin ve komşu devletlerin nüfus artışını körükledi; bazı yazarlara göre bu insan kalabalığı, 1 milyon kişiyi buluyordu. Büyük kamusal ya da özel çalışmalar sırasında, eski anakentin, çağdaş kent altında kalan kalıntılarına rastlandı. 1978′de girişilen büyük çalışmalar sırasında Constitucion Meydanı’nın altında, birçok dini yapıyla birlikte Büyük Teocalli (Kutsal Kent) ortaya çıkarıldı: Tezcatlipoca tapınağı, yuvarlak Quetzalcoatl tapınağı, Güneş tapınağı, Xipe Totec tapınağı, özellikle de bu yapı topluluğunun ana öğesi olan ikiz Tlaloc ve Huitzilopochtli tapınağı. Bu dağ tapınak yedi yapım evresiyle kentin en iyi bilinen tapınaklarından biri durumuna geldi. Bu kutsal yapının yanında, kralın ve ileri gelenlerin bahçelerle çevrili sarayları yer alıyordu. Kent, 13 Ağustos 1521′de Cortes tarafından fethedildi; İspanyollar kenti yerle bir ederek yeni bir plana göre yeniden kurmaya giriştiler. Yeni İspanya’nın anakenti durumuna gelen Mexico, akaçlama kanallarıyla yavaş yavaş kurutulan denizkulağından kazanılan alanlara yayılarak genişledi. 1824′ten bu yana Meksika’nın başkentidir. Kent en az 17. yy.’dan sonraki sömürge dönemi yapıları bakımından zengindir: büyük Zocalo alanındaki katedral ve churrigueresco üslubunda Sagrario; ince bir işçilikte çalışılmış Guadalupe kilisesi ve Pocito capellası; manastırlar, kiliseler, Ulusal saray ya da Madenler sarayı gibi saraylar. 19. yy.’ın seçmeciliğinden sonra, 1920-1930′dan başlayaarak, modern mimarlarla, Rivera, Orozco ve Siqueiros gibi duvar ressamlarıyla bir yenileşme hareketi ortaya çıktı. 1949′da yeni üniversite sitesinin yapımına başlandı; sitenin en ayırt edici yapısı Gustavo Saavedra, Juan Martinez de Valesco ve Juan O’Gorman tarafından yapılan merkez kitaplığıdır. 1964′te Mario Pani, Tlatelolco Aztek tören merkezi kalıntılarını da içine alan La Plaza de Las Tres Culturas’ı gerçekleştirdi. Siqueiros kültürel polyforumu 1971′de açıldı. Chapultepec parkı içindeki Ulusal Antropoloji Müzesi (El Museo Nacional de Antropología), Pedro Ramires Vasquez tarafından 1963-64′te tasarlandı. Burada Kolomb öncesi dönemden ve yerlilerden kalma olağanüstü koleksiyonlar sergilenmektedir. Mexico’nun önemli müzelera arasında, Ulusal tarih müzesi, Kral naipliği resim müzesi, San Carlos Akademisi ve de (Meksika) Güzel Sanatlar Sarayı Müzesi’ni saymak gerekir. Mexico City, refah ile sefaletin o ince çizgilerini taşır. Bu nedenledir ki, hep bir meydan okuma vardır, sokaklarında, caddelerinde, binalarında. Tarihi ile onurlu, bugünü ile gururludur Mexico City. Gururu, biraz marazidir, ancak bu da, onur ile dengelenir. Kentin kalbi olan Zocala’da tüm detaylarını hissettirir, yalın, tecimsel olmayan görüntüler eşliğinde. Azteklerden İspanyol kolonistlere, büyük binalarından baraka evlerine kadar her şeyi bir çırpıda görün ister. Paseo de la Reforma Bulvarı’nda, kıvrak (İspanyolca’da olduğu gibi) insan manzaraları ile karşılaştırır sizi. Sonra, Avrupa kentlerinin adlarını taşıyan caddelerini de (Hamburgo, Londres, Florencia vb.) dolaşmanızı ister. Delegaciones’lere (bölgeler) ve colonias’lara (banliyöler) ayrılmış bir kenttir Mexico City. Bazı colanias’larında dolaşmanın “tehlikeli” olduğunu da yine biraz gururla söyler. Meydan okumaktadır aslında. Görülecek Yerler Centro Historica (Tarihi Merkez) de, kentin merkezinde. Aztek uygarlığının başkenti Tenochtitlan’ın kalıntıları üzerine kurulmuş bir bölge. Mayor Tapınağı, Aztek döneminin en önemli eserlerinden biri ve hâlâ ayakta. Mayor Tapınağı Müzesi’ni de mutlaka görün. Centro Historica’da İspanyol koloni döneminden kalma birçok tarihi eser de bulunuyor. Yine Zocalo yakınındaki Alameda, heykelleri, çeşmeleri ile ünlü bir bölge. Bölgede birçok müze var. Paseo de la Reforma Bulvarı, Centro Historica’yı Chapultepec Parkı’na bağlıyor. Bulvar, birçok heykelle süslü. Chapultepec, Mexico City’nin en büyük parkı. Parkta, birçok müze var. Antropoloji Müzesi, dünyaca ünlü. Coyoacan’da Leon Trotsky’nin son 4 yılını geçirdiği, şimdi müze olan evini de gezebilirsiniz. Coyoacan’da ayrıca birçok ünlü sanatçının da şimdi müze olan evleri var.
Adres : Yat Limani Karsisi / Kusadasi / Aydin |